DİN BİLİMLERİ-1
16/12/2008 · Kategori: ILITAMANKARA UNIVERSITESI ILAHIYAT FAKULTESI 3
DİN BİLİMLERİ
Ünite 1
√ Doğumdan ölüme kadar karşılanan ve yaşanan bir olay dini-manevi bir niteliğe bürünebilmektedir. Evlenme, doğum ve ölüm vs.
√ Din: günümüzde ilgi çekici gelişmelere ve olaylara konu olmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise, dini gelişmelerin “artık din, birey ve toplum açısından önemini yitirdi” denilen bir dönemde yaşanıyor olmasıdır.
Din: insanın doğal yapısındaki derinliğinden içinden gelen yüceltme ve bağlanma duygusunun zorunlu bir şekilde yaşama yansıyarak bağlanmanın imana, yüceltmenin eyleme dönüşmesidir.
√ Din ve dinimsi inançlar (büyü, tılsım) bazı araştırmacılar tarafından insani iyimserliğin kurumsallaşmış bir ifadesi olarak değerlendirilmektedir (malinowski)
Din psikolojisinin konusu: bireylerin yaşamlarında karşılaştıkları olayları, derinden kopup gelen yüceltme ve bağlanma duygularının da yönlendirmesiyle, kutsal olduğuna inandığı varlığa dayanarak ortaya koyduğu eylemleri, davranışları, derin duygu ve tecrübeleri açıklamayı amaç edinmiş bir disiplindir.
Dinin Boyutları:
1-İnanç Boyutu: bireyin mensup olduğu dinin inanç esaslarını içine almaktadır.
2-uygulama Boyutu: Bir takım ibadetler, dua vs. bu boyuta dinin davranış boyutu da denmektedir.
3-Dini tecrübe boyutu: Bireyin dini hayatının içsel ve duygusal yönüdür. (mesela; bir madette duygulanmak yada Allahın ismini duyduğu zaman ruh halinin değişmesi gibi) gösterdiği heyecanları ve duyguları içermektedir.
4-Etki Boyutu: Bireyin sahip olduğu inançların yaşamının diğer alanlarına ne ölçüde yansıdığını ifade etmek üzere kullanılmaktadır.
Din Psikolojisinin cevap aradığı sorular:
1-Din ve Allah inancının bireylerde ortaya çıkışı, gelişmesi ve değişmesi nalsı olmaktadır?
2-Bireylerin genel anlamda dine yönelik düşünce, tutum ve davranışları nelerdir ?
3-Bireylerin sahip oldukları dini tasavvurların nitelikleri nelerdir.?
4-İnsanlar niçin bir başka dine ilgi duyarlar, din değiştirmenin psiko-sosyal dinamikleri nelerdir?
Din Psikolojisi: dini hayatı bütün derinliği ile kavrayarak analiz etmek, incelemek ve elde ettiği sonuçları diğer psikolojik olaylarla olan ilişkileri çevçevesinde açıklığa kavuşturmak durumundadır.
√ Din Psikolojisi;teoloji ile psikoloji arasında yer alan sahada bulunmaktadır.
√ Din Psikolojisi, psikolojinin diğer dalları ile de (kişilik psikolojisi, çocuk ve gençlik psikolojisi, sosyal psikoloji, yetişkinlik ve yaşlılık psikolojisi gibi) yakın bir diyalog içerisindedir.
√ Kuranın işaret ettiği Din Psikolojisi açısından da önemli olan insanın en temel özelliği, Allaha veya ilahi varlığa inanma ve yönelme eğilimidir,
W.Wundt: Çağdaş psikolojinin bir anlamda miladı olarak kabul edilen Leipzig ünv. Labavatuarın ve Psikoloji enstitüsünün kurucusudur, sadece modern psikolojinin değil, aynı zamanda da din psikolojisinin de kurucusudur. Ona bu payeyi hak ettiren şey on ciltlik MİLLETLER PSİKOLOJİSİ isimli kitabıdır.
G.Stanley HALL: Amprik metoduna katkılarıyla dikkat çekicidir, başlattığı çocuk ve gençlik psikolojisi araştırmaları kapsamında ergenlik dönemindeki gençlerin dini davranışlarını incelemiştir.
William James : Dini Tecrübelerin çeşitliliği adlı kitabında dinin ruhi bir yaşanış olduğunu ileri sürmektedir, ona göre dini tecrübede esas olan her türlü kültürel tezahürlerinden ziyade inanç, örf, adet, gibi dinin her birey için taşıdığı anlam, bir başka ifade ile her bireyin iç dünyasına yansıyan sübjektif yönüdür, Din Psikolojisinin temel konusu Bireyin dinsel tecrübesidir. Bu tecrübede en önemli boyut duygu boyutudur, duygunun dinin ilk ve en temel kaynağı olduğunu vurgulamıştır.
Freud; Tarihten edebiyata kadar hemen her alandaki düşünceyi etkilemiştir. Psikodinamik bakış açısı, kişilik yapısında yer alan bilinçdışı eğilimleri, dinin anahtar belirleyicileri olarak vurgulamaktadır, kişinin güvenlik ve huzur arayışı, baba, cennet, bağışlanmak gibi dini semboller, freudun görüşlerinde göze çarpan yönleridir.
Jung : bilinçaltı dinamiklere yer vermiştir, insan türünün ortaklaşa sahip olduğuna inandığı kolektif şuuraltında bir tanrı arketipi varsaymaktadır, Tanrı inancı, bireyin doğuştan getirdiği söz konusu psişik işlevi karşılamaktadır ve bireyin gerilimden kurtararak rahatlatmaktadır. İnanan insanın bilinçaltında var olan söz konusu tanrı arketipinin de zorlamasıyla içten gelen samimi bir bağlanma ve teslimiyetle inandığı ilahi kuvvete bağlandığını ileri sürmektedir, yine inanan kimse, yüce, kudretli, yaşatıcı ve koruyucu olarak kabul ettiği tanrısına karşı itaat, güven, sevgi, korku gibi duygularla ve dua, ibadet ve başka faaliyetleriyle kulluğunu göstermeye çalışır.
√ Freud ve Jung; Bugün din araştırmaları alanında Klasik Kuramlar olarak anılmaktadır.
√ Ülkemizde Din Psikolojisi üzerine “Dini Ruhiyat” başlıklı yazılan ilk çalışma Hilmi Ziya ÜLKEN e aittir. Din psikolojisi başlığını taşıyan ilk kitap ise Bedi Ziya Egemen tarafından yazılmıştır.
√ Din Psikolojisinin bir bilim dalı olarak ülkemizde tanınmasına katkıda bulunan ilahiyatçı Neda Armaner dir.
1
Metot: Bilimsel niteliğe sahip araştırmalarda uyulması gereken ilkelerinde ışığı altında takip edilecek yoldur, bu yolda iki temel çizgi vardır, biri teori, diğeri ise bilgi toplama teknikleridir.
Teori (kuram): olgular arasındaki ilişkileri açıklayan kavramsal bir sistemdir.
Varsayım: Doğruluğu ve geçerliliği peşinen kabul edildiği için test etmeye ihtiyaç duyulmayan, doğrudan düşünce sisteminin temelini oluşturan esasları ifaden eden önermelerdir, bilimsel araştırmaların konusunu teşkil eden hipotezlere de kaynaklık ederler,
Denence : Denenmek, yani test edilmek üzere doğrulukları geçici olarak kabul edilen genellemelerdir, kesin bir şey ifade etmezler,
Örnek varsayım: insan tabiatüstüne ve onun içinde var olan nesnelere inanma eğilimindedir.
Denence: yaşamı etkileyen (doğal felaket, hastalık vs) olaylar karşısında bireyler tabiat üstü kavramlara (Allah, şeytan, cin) gibi yönelirler.
Veri toplama Teknikleri: uygun metot seçildikten sonraki konu araştırma teknikleri yani veri toplama araçlarıdır.
1-Anket :insan davranışlarını konu alan ve betimlemeye ve açıklamaya çalışan sosyal bilimlerde, en yaygın kullanıma sahip veri toplama tekniğidir. Bireylerin farklı konulara ilişkin duygu, düşünce, bilgi ve tecrübelerini tespit ederek anlamak amacıyla belli kurallar çerçevesinde hazırlanarak soru biçiminde düzenlenen yazılı formlardır. Bireysel özelliklerin (fikir, inanç, tutum) öğrenilmesinde en uygun yol olarak kabul edilmektedir.
2-Mülakat (röportaj) : Konunun derinlemesine bilgi almayı gerektiren bir nitelik taşıması, cevaplayıcıların küçük yada ileri yaşlarda olmaları yada okuma yazma bilmemeleri durumunda soruların kişilere sözlü ve çoğunlukla yüz yüze yöneltilerek cevap alınan bir veri toplama tekniğidir.
3-Kişisel Dokümanların Tahlili: Din psikolojisinde, özellikle dini tecrübelerin araştırılmalarında sıklıkla başvurulan kişilere ait özel dökumanlardan faydalanarak bir tekniktir.
√ Temsil gücü olan bir örnek grubun belirlenmesi işlemi, örnekleme teknikleridir.
√ Bilimsel bilgiye ulaşmanın iki temel yöntemi vardır, gözlem ve deney
Gözlem: bilime konu olabilecek bir olayı, dışarıdan herhangi bir müdahalede bulunmaksızın olduğu gibi belli bir plana göre incelemek ve tespit etmektir.
Deney: deney sırasında laboratuar ortamında gerçekleştirilirse müdahale imkanı verdiğinden deney metoduna kontrollü gözlem de denir.
Ünite 2
√ inanan açısından din, her hangi bir menfaat veya fayda beklemeksizin yaşanması arzu edilen bir davranışlar bütünüdür.
Bireysel düzeyde din nasıl bir işlev görür: dinin kişisel boyutu, bizzat bireyin kendi içsel durumu, vicdanı, yetersizlikleri ve çaresizliği ile ilgilidir,
1-dini inanç ve uygulamalar (ibadet, dua) birey için hayatın anlamına ilişkin ipuçları ve açıklamalar sağlarlar
2-Suçluluk duygusunun yaşanmasına neden olabilirler yada bastırılmasına yardımcı olurlar.
3-İnsanlar arası ilişkilerde ortaya çıkan ahlaki konularda rehberlik edebilirler
4-Ölüm olgusunun yol açtığı kaygı ve korkularla baş etmede birinci derecede yer alırlar
5-Ruh ve beden sağlığının korunmasında ve iyileştirilmesinde öneli rol oynarlar
6-Özellikle yaşamda karşılaşılabilecek krizlerle başa çıkma becerisinin kazanılmasında ve geliştirilmesinde önemli bir yere sahiptir.
Dinin yaşam kalitesine katkısı:
1- Din ve Mutluluk üzerine etkisi: bireysel düzeyde dinin, özellikle dua aracılığıyla yükselen ve olaylarının kontrol edilebildiği inancı sayesinde mutluluk üzerinde etkisi olduğu görülmektedir.
2-Din ve Sağlık üzerine etkisi,
3-Din Toplum ilişkisi üzerine etkisi: savaşlar ve toplumların kendi içinde önemli bir dayanışma ve bütünleşme unsuru olması.
Durkheim’a göre: bireylerin önce gurup daha sonra toplum düzeyine çıkarak, toplumlaşma sürecinin aynı zamanda dinin de ortaya çıktığı ve geliştiği bir süreç olduğunu söylemiştir.
Din toplumsal yaşamda nasıl etkili olmuştur? Genellikle ahlaki (moral) öğretileri kanalıyla gerçekleşmektedir.
√ Din: bireyin davranışlarını birtakım değerler ve normlar vasıtasıyla kontrol ederek, toplumsal sapmalar, kanun dışı uygulamalar ve bireyin kendine zarar veren alışkanlıklar konusunda caydırıcı bir etsi oluşturur.
4-Diğergam Davranışlar: Dinin toplum üzerindeki etkisinin ve gücünün ortaya çıktığı alanların başında insanlar arası yardımlaşma gelmektedir.
√ Allport Din önyargı ilişkisine çalışmaları arasında önemli bir yer ayırmıştır.
√Dinin önyargıların oluşmasına yol açmasının başta gelen nedeni ise, katı dinsel mit ve doktrinlerin ilham ettiği dini rekabet ve saldırganlıktır.
Ünite 3
√ Psikoloji biliminin nihai amacı da insanın mutluluğuna yardımcı olmaktır.
İnsanın Ruhsal Gelişimi :
1-insanın Ruhsal gelişiminin birici basamağı
a) Tasavvuf:Nefsi Emmare : Tasavvufta gerçeğe ulaşmak için çıkılan manevi bir yolculuk olarak tanımlanabilecek olan seyri süluk nefsi ruhun emrine-yönetimine verme hareketi olarak da algılanabilir. İnsan nefsinin, kötüyü emreden ve kötüyü tercih eden özelliklerden kurtarılıp olgun ve arınmış, kamil bir seviyeye ulaşması için yapılan yolculuk.
Nefsi Emmare: Bedenin doğal isteklerine meyleden nefistir. Bu nefs, dünyasal isteklerin sınırsız karşılanmasını emreder, en değerli en güzel şeyleri akla ve kalbe kötü, çirkin ve değersiz gösterir.
b) Uzak doğu felsefesi: 1.çakra: insanı maddi dünyaya bağlar, insanoğlunun bu dünyada yaşamını devam ettirmesi için bireysel ve evrensel ihtiyaçları vardır, kabile çakrasıda denmektedir. Kutsal gerçeği, hepimiz biriz, Rengi Kırmızıdır.
c) Psikoloji (kohlberg); gelenek öncesi düzey, 1. evre: itaat ve ceza eğilimi olarak isimlendirilmektedir, davranış sonucu, o davranışın iyi yada kötü olduğunu belirler, cezadan kurtulmak ve yetkiye tam uymak kendi başına değerlidir.
2-insanın Ruhsal gelişiminin ikinci basamağı
a) Tasavvuf,Nefsi levvame : Kınayan nefistir, bu seviyedeki insan, kendini sorgulamaya başlamıştır, ancak iradesi yeterince güçlenmediği için pişman olup yapmamaya karar verdiği şeyleri tamamen terk edemeyebilir, onun hayatında kararlar, kararsızlıklar, pişmanlıklar ve tekrarlar iç içedir. Yaptığı iyi davranışların takdir edilmesini ister, Ayıplamak, heves, utanma, makam sevgisi, şüphe, kendini sorgulama bu nefsin sıfatlarıdır.
b) Uzak doğu felsefesi: 2.çarka: Doğasında ikilik vardır, ilişkilerde sempati ve antipati duyguları etkilidir, ruhsal sınavı, başkalarıyla bilinçli bir etkileşim içinde olmayı öğrenmek, yani gelişimi destekleyen kişiler ile birleşmek ve gelişmeyi engelleyen ilişkileri serbest bırakmaktır. Kutsalı birbirinizi sayın, rengi turuncu.
c) Psikoloji (kohlberg); geleneksel düzey, 2. evre: Saf çıkarcı eğilimler dönemidir. İyi davranış, kişinin ihtiyaçlarını tatmin eden davranıştır, karşılıklı ilişkilerde faydacılık ilkesi geçerli hale gelmiştir. Sen bana yardım et, ben sana yardım ederim. Bu seviyedeki insanı motive eden ihtiyaçları Maslow güvenlik ihtiyaçları olarak isimlendirilmektedir.
3-insanın Ruhsal gelişiminin 3. basamağı
a) Tasavvuf , Nefsi Mülhime: Kendisine ilham edilmiş nefis anlamına gelir, ruhsal gelişim açısından gerçek zihinsel bütünleşmenin başlangıcıdır, olumlu ve olumsuz davranışlar arasında sürekli gelir, gider, işlemler yapar. Aşk makamıdır. Aşık, aşk halinde çektiği acılara rağmen büyük haz alır ve bu halinden kurtulmaya çalışmaz. Akıl, tahammül, fedakarlık, kanaat etme, cömertlik, özrü kabul bu seviyenin yaşanan değerleridir. Enel hak türü çıkışlar bu makamda ortaya çıkabilir.
b) Uzak doğu felsefesi: 3.çakra: çekim merkezi kısmen içselleşmiştir. Odak noktası çevremizdekilerle kurduğumuz ilişki ile kendimizle kurduğumuz ilişki arasında gidip gelir. Kutsalı ; kendini say
c) Psikoloji (kohlberg); geleneksel düzey, 3. evre: iyi çocuk eğilimi ile nitelendirilir, iyi davranış, başkaları tarafından takdir edilen davranıştır. Geçerli toplum kurallarına uyma ön plandadır, iyi nitelikli olmak, bu devrede önem kazanır. Ait olma ve sevme-sevilme ihtiyacı bu düzeydeki insanı motive etmektedir.
4-insanın Ruhsal gelişiminin 4. basamağı
a) Nefsi Mutmaine: Tatmin olmuş, huzura ermiş nefis anlamına gelir. Kalbin tatmin olması, üzüntü, rahatsızlık ve acının gitmesidir. Bu mertebe dünyevi, basit arzu ve isteklerden kurtuluş mertebesidir. Gerçek sevginin Allaha kavuşmakla yaşanabileceğini insan bu seviyede kazanır. Cömertlik, tevekkül, şükür, merhamet, sözünde durmamak, kahramanlık, bağışlayıcı ve yumuşak huylu olmak bu seviyenin nitelikleridir. Bu aşamada ilim, akılla sevginin birlikteliğiyle gerçekleşir.
b) Uzak doğu felsefesi: 4.çakra: beden ve ruh arasında köprü görevi görerek onların sağlık ve gücünü belirler. Orta çakradır, yapısı ruhsaldır ve ruhsal gelişmemize yardımcı olur, sevgi ve şefkatle nasıl davranacağımızı ve sahip olduğumuz en güçlü enerjinin sevgi olduğunu anlamamızı sağlayan ruhsal dersleri barındırır. Bu düzeyde insan gerçek mutluluğu yaşamaya başlamıştır, dünyada cennete girmiştir. Kutsal gerçeği, insan enerji sisteminin güç merkezidir. Rengi Yeşildir.
c) Psikoloji (kohlberg); Geleneksel düzey, 4. evre: Kanun ve düzen eğilimi olarak isimlendirilmektedir, doğru davranış, görevini yapmaktır. İnsanı motive eden ihtiyaçlar saygı ihtiyaçları şeklinde ifade edilebilir.
5-insanın Ruhsal gelişiminin 5. basamağı
a) Nefsi Raziye: Yaşadıklarını gönül hoşluğu ile karşılayan, şikayet etmeme özelliklerinin, ilahi huzur ve teslimiyetin yaşandığı seviyedir. Allahın kendi hakkındaki kaza ve kaderine tamamen razı olup bir anlık bile onun rızasından ayrılmaz, Allahın ahlakıyla ahlaklanmış nefistir. Huzur, terk, varlık ve oluştaki her şeyi itirazsız kabullenme bu mertebede yaşanan değerlerdir.
b) Uzak doğu felsefesi: 5.çakra: kendi irade gücümüzü ve ruhumuzu yaratanın iradesine terk etme sürecidir. Tüm hastalıkların 5.çakra ile bağlantısı vardır. Rengi mavidir.
c) Psikoloji (kohlberg); Gelenek üstü düzey, 5. evre: kontrat ve yasaya uygunluk eğilimi olarak isimlendirilmektedir. Doğru davranış insan hakları ve toplum yararı gözetilerek ve toplum tarafından incelenip kabul edilmiş ilmelere uygun davranıştır. İnsanı motive eden ihtiyaçlar bilme ve anlama ihtiyacıdır.
6-insanın Ruhsal gelişiminin 6. basamağı
a) Nefsi Marziye : Allahın kendisinden razı olduğu insanın bulunduğu seviyedir. İnsan, ruhen yaşadıklarını kabullenmede en üst seviyeye ulaşmıştır. Bağışlayıcı olmak, ayıpları örtmek bu seviyedeki insanın nitelikleridir.
b) Uzak doğu felsefesi: 6.çakra: üçüncü göz de denir. Zihin ve ruh arasındaki etkileşimin sezgisel görüş ve bilgelikle sonuçlanabileceği ruhsal merkezdir. Bilgelik çakrasıdır. Rengi laciverttir.
c) Psikoloji (kohlberg); Gelenek üstü düzey, 6. evre: evrensel ahlak ilkeleri eğilimi olarak isimlendirilir.
7-insanın Ruhsal gelişiminin 7. basamağı
a) Nefsi Kamile: olgunlaşmış insanın bulunduğu seviyedir, kendini bilen Rabbini bilir sözü bu makamda anlamını bulur. İnsan bu seviyede latif, ince düşünür ve öyle davranır, kaybedeceği bir şeyi yoktur. hiçbir kayıptan ıstırap duymaz. Anda yaşama tavrı bu düzeyde etkindir.
b) Uzak doğu felsefesi: 7.çakra: ruhsal doğamızın fiziksel yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak bize rehberlik etmesini sağlama yetimiz ile olan bağlantımızdır. Dua çakrasıdır. Kutsal gerçeği anda yaşa ‘dır. Bu seviyedeki insanı güdüleyen ihtiyaçlar estetik ihtiyaçlardır. Maslow bu ihtiyaçları belirlemek için klinik çalışmaları yapmıştır.
İnsanı kamilin psikolojik özellikleri:
1-korku ve tamahkarlık, seksüel-agresif dürtülerden kurtulmak 2-ikilikten kurtulmak 3-dünyevi ve şartlanmış benlikten kurtulmak 4-insan gelişiminin yedi evresini yaşantılamak 5-yoğun duygusal ve ruhsal hallerin deneyimlenmesi, umut, korku, neşe, vecd, güven, kesinlik 6-hayatla tam bir iç içelik. Anla tam bir bütünleşme 7-kişinin tabiat ve hayatın görünmez ritmi ile olan bağını keşfetmesi 8-aşkın deneyimlerin yaşantılanması 9-varoluşsal birlik.
Değer: kişinin isteyen, gereksinme duyan, erek koyan bir varlık olarak, nesne ile bağlantısında beliren şey olarak tanımlanır.
√ Manevi değerler insanın ruhunda, özünde varolan ve evrensel ruhun sunduğu ilkelerdir. Sevgi, adalet, sabır....
içsel değer : bir bireyin arzu edilen sonuçları üretmek bakımından sahip olduğu değere, istenen bir sonucu ulaşmada araç işlevi gören bir şeyin sergilediği değere, dışsal, araçsal yada pragmatik değer adı verilirken, bir şeyin bizatihi kendisinden dolayı sahip olduğu, kendi içinde ve kendi başına sergilediği değeri asli veya içsel değer denir
Bilişsel gereksinim: insan anlayacağı ve o doğrultuda yaşayacağı bir değerler düzenine, yaşam felsefesine, dine yada onun yerini tutan bir başka şeye gereksinim duyar, bunu anlamaya denir.
Covey Sprangerin insan tipleri olarak ifade ettiği yaklaşımını merkezler olarak kavramlaştırmaktadır. Merkezleri belirleyen etkenler: güvenlik, rehberlik, bilgelik, güç
√ Uzakdoğu felsefesinin en önemli noktalarından biri her insanın içinde uyanmak aydınlanmak yeteneği olduğunu, kendi yolunu kendi kendine bulabileceğini söylemesidir.
Ünite 4
Suçluluk Duygusu: kanunen vy dinen yasaklanan yada ahlaki açıdan ayıplanan bir şey yaptığımız, toplumun ahlaki normlarını, yada kendi standartlarımızı çiğnediğimiz düşüncesinin yarattığı pişmanlık ve rahatlık duygusudur.
Patolojik suçluluk duygusu, gerçek veya hayali ihlallere yönelik oldukça abartılı bir tepkidir. Ego ile ahlaki otorite olan süperego arasındaki çatışmayla tanımlanır.
Nevrotik suçluluk duygusu: kaygıya, öz-saygının kaybedilmesine ve çatışmalara yol açan gerçek veya hayali bir ihlalden kaynaklanan bir suçluluk duygusudur.
√ Yahudilikte tevbe; geri gelmek anlamında şuv fiili kullanılmaktadır.
√ Eski Ahite göre tevbe, kalbi Rabbe meylettirmektir.
√ Maynonidese göre tevbe; hayatı zihinden söküp atarak onu tamamen unutmak ve bir daha da dönmemeye karar vermektir.
√ Hıristiyanlıkta tevbe: metanoia ve metameleia kelimeleri kullanılmıştır.
Tövbe süreci ; 1-farkındalık, 2-kendini affetme, 3-insanın özbilincinden doğan kendine ve başkalarına yararlı eylemler üretme 4-kararlılık ve kalıcılık.
√ Tövbenin bireysel ve ilahi boyutunun insanda ortaya çıkardığı sonuç, ruhen mutluluk hissetmesi ve iç huzuruna ulaşmasıdır.
Din Bilimleri : Din Fenomenolojisi, Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi, Din Eğitimi
Diğergam davranışlar için kriterler :
1-Yapılan davranışın bir başka kazanç için olmayıp, bizzat kendisi amaç olmalıdır, 2- Davranışta gönüllülük esastır.
3-Yapılan davranış bir iyilikle sonuçlanmalıdır.
Martin Luter’e göre: Hiçbir insan başkasının hatasını affedemez, itirafı faydalı ve zaruri görür, korkudan değil sergiden dolayı tevbe etmek lazımdır.
Duygusal özbilinç: 1-Kendi duygularını tanımlamak ve adlandırmakta ilerleme kaydetme 2-Hislerinin nedenlerini daha iyi anlayabilme3-Hisler ve hareketler arasındaki farkı kavrayabilme
Duygu Yönetimi:
1-Engellenmişlik, çaresizlik duygusuna daha iyi katlanabilme ve öfkeyi idare edebilme 2-Sözlü aşağılama, kavga gibi davranışların azalması 3-Kavga etmeden, öfkeyi uygun bir biçimde daha iyi ifade edebilme 4-Saldırgan yada kendine zarar veren davranışların azalması 5-Kendisi ve ailesi hakkında daha olumlu hisler 6-Stresle daha iyi baş edebilme 7-Daha az az yalnızlık ve sosyal kaygı
Duyguların Verimli Kullanımı 1-Sorumluluğun artışı 2-İşe daha iyi odaklanıp dikkatini verebilme 3-Daha az dürtüsel, daha fazla özdenetim (öfke kontrolü)
Empati; Duyguları okuma 1-Ötekinin bakış açısını daha iyi kavrayabilme 2-Empatinin ve başkalarının hislerine karşı hassasiyetin gelişmesi 3-Başkalarını daha iyi dinleyebilme
İlişkileri Yürütme
1-İlişkileri analiz etme ve anlama yeteneğinin artması 2- Analaşmazlıklarla çözüm ve uzlaşma yeteneğinin artması
3-İlişkilerdeki sorunları daha iyi çözebilme 4-iletişimde daha iddialı ve becerikli olmak daha popüler ve dışa dönük arkadaşları ile daha cana yakın ve ilgili olmak 5- Arkadaşları tarafından daha fazla aranıyor olmak 6-Daha ilgili ve düşünceli olmak 7-Sosyalleşmeden yana ve gruplarla daha uyumlu olmak 8-Daha fazla paylaşmak, işbirliği ve yardımseverlik 9- Diğerleriyle ilişkide daha demokratik olmak
SORULAR VE CEVAPLAR
1-Aşağıdakilerden hangisi dinin kökenlerinden değildir ?
2-Dinin niteliği aşağıdakilerden hangisidir ? mütaal insanı aşan bir yönü vardır
3-Dinin içsel ve duygusal yönü hangisidir ? Dini tecrübe boyutu
4-Çocuk ve ergenlik araştırmaları yapan psikolog kimdir ? G.Stanley Hall
5- Dinin özünü oluşturan tepki hangisidir ?
6- klasik kuram kime aittir ? Freud ve Jung
7- veri toplama tekniklerinden biri değildir? a) Anket b) Mülakat (röportaj) c) Kişisel dökümanların Tahlili
8 -sosyal bilimlerde en yaygın olarak kullanılan veri toplama aracı hangisidir Anket
9 -aşağıdakilerden hangisi dinin boyutuna girmez
a) inanç boyutu b) uygulama boyutu c) Bilgi boyutu d) Dini Tecrübe Boyut e ) Etki Boyutu
10- toplumsallaşma sürecinde dininde ortaya çıktığını kim demiştir Durkheim
11-digergam davranışların ölçütü nedir Kendin için istediğini, başkası içinde istemek
12- önyargı ile din arasında ilişkide nedenler nelerdir
Katı dinsel mit ve doktrinlerin ilham ettiği dini rekabet ve saldırganlıktır
13- insani motive eden fizyolojik ihtiyaçlardır diyen kimdir Maslow
14-nefsül mülhimede hangi duygular ağır basar Akıl, tahammül, fedakarlık, kanaat etme, cömertlik, özrü kabul
15- kamil insanin psikolojik özelliklerinden değildir
16-nefsürraziye karşılığı cakra hangisidir 5.Çakra
17-insancıl vicdan tabirini kullanan kimdir Erich Fromm
18-cansız şeyler taşların saflığı ve elmas atların hızları hangi değerlere örnektir Nesne Değerleri
19-duygu yönetimi değildir (sayfa 64)
20-ben bilinci hangi peygambere aittir Hz. Musaya aittir, Sen bilinci Hz. İsaya Biz Bilinici Hz.Muhammet sav aittir.
DİN BİLİMLERİ-2
16/12/2008 · Kategori: ILITAMANKARA UNIVERSITESI ILAHIYAT FAKULTESI 3
Değerlerin objesine göre temel katogorileri | ||
1.nesne değerleri | Cansız şeylerin ve hayvanların potansiyel nitelikleri | Taşların saflığı, saf pırlanta, elmas gibi hayvanların ve atların hızı |
2. çevresel değerler | Çevre içindeki insan dışındaki varlıkların düzeni | Güzellik: manzara ve şehrin dizaynı |
3. bireysel ve kişisel değerler | Bireyin karakterine yeteneklerine, alışkanlıklarına ve hayat tarzına ilişkin potansiyel özellikler | Akıl , cesaret |
4. grup değerleri | Bireyin aile ve iş hayatındaki ilişkilerine dair potansiyel özellikleri | Saygı, karışıklı güven |
5. toplumsal değerler | Toplum içindeki düzenlemelerle ilgili potansiyel özellikler | Ekonomik adalet ve eşitlik/hukuktan önce |
Değerlerin faydasına göre temel kategorileri | |
Değerler kategorisi | Örneği |
1.maddesel ve fiziksel | Sağlık, rahatlık, fiziksel güvenlik |
2.ekonomik | Ekonomik güvenlik, üreticilik |
3. ahlak | Dürüstlük, hakkaniyet |
4. sosyal | Yardımseverlik , nezaket |
5. politik | Özgürlük, adalet |
6. estetik | Güzellik, simetri |
7. din-ruhsallık | Dindarlık, bilincin arılığı-içsel temizlik |
8. entelektüel | Zeka, açıklık |
9. profesyonel | Tanınma, başarı |
10. duygusal | Sevgi, kabul |
Değerlerin doğuşuna göre temel kategorileri | |
Birey merkezli değerler | Barı, rahatlık, özel hayat, kişinin kendi başarısı, rahatlığı |
1-öteki merkezli değerler - grup merkezli - aile merkezli - iş merkezli - ulus merkezli - toplum merkezli | Aile onuru işteki şöhret başarı vatanseverlik sosyal adalet |
2- İnsanlık merkezli değerler | Genel anlamda estetik ve insancıl değerler |
Beşeri bilimlerin değer skalası | ||
Sosyal bilimler | İçsel değerler, sosyal ve pragmatik | Dışsal ve araç değerlerin diyalektiği |
Ekoloji | Sağlık ve süreklilik | Kaynakların korunmasına karşı kaynakları kullanma |
Psikoloji | Bütünsellik ve bütünleşme | Potansiyellerini gerçekleştirmeye karşı kendini dengeleme |
Sosyoloji | Dayanışma | Gruba karşı toplum |
Ekonomi | Bireyin ve toplumun isteklerinin doyurulmasından kaynaklanan refah | Devlet planlanmasına karşı özel girişim |
Politika | Eşitlik | Düzenlemeye karşı özgürlük |
Hukuk | Güvenlik | Düzene karşı haklar |
İnsan bilimleri | İçsel değerler: kişisel ve ideal | İçsel değerler diyalektiği |
Ahlak | İyilik | Bencilliğe karşı kendini gerçekleştirme |
Sanat | Güzellik | Düzensizliğe karşı kendini ifade etme |
Din | Kutsallık | Aşkınlığa karşı kendini gerçekleştirme |
Metafizik | Gerçek | Aşkınlığa karşı kendini bilme |
İKİNCİ BÖLÜM
ÜNİTE 5
Eğitim yaklaşımları
1-Süreç anlam-ürün anlam: Bu yaklaşıma dayalı tanımlama çabalarında kültürü aktarma, yönetim, şekillenme ve davranış kazandırma gibi süreçlerden söz edilir. Tanımlardan bir kısmında ise bu süreçler sonucunda ortaya çıkan ürün öne çıkarılır.
2-Deskriptif anlam-programsal anlam: Bireylerin kişiliğini destekleyen bir davranış olarak betimler.Programsal nitelikli tanımlar ise elde edilecek ürüne ulaşmak için eğitimin nasıl düzenleneceğine ilişkin bir boyut içerirler.
3- Niyet anlam-etki anlam: Eğitimin içerdiği amaçlılığa, belirli bir görevi yerine getirme bilinçliliğine vurgu yapar.
4-Davranış anlam-olay anlam: Eğitim kavramının en eski ve gündelik dilde sık kullanılan anlamı hedef kitleyi herhangi bir açıdan daha iyi, daha becerikli ve daha mükemmel yapmayı amaç edinen davranışların kastedildiği anlamdır. Olay anlam boyutu, merkeze alan tanımlama çabalarında ise eğitilenlerin kişiliklerinde bir şekillenmeye sebep olan olay ve olgular öne çıkır.
Eğitimin tanımı; Bireyleri doğayı denetleyecek, değiştirecek ve üretim yapabilecek biçimde yetiştirme, bireylerin doğal olgunlaşmalarını artırma ve bu özelliği göstermelerini sağlamak amacıyla davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.
Eğitimciler eğitim alma ve eğitim verme açısından insanın üç yönünü ayırt etmektedir
1. insanın evrensel özelliğidir.
2. İnsanda yine biyolojik, fakat türüne has özelliklerin varlığıdır.
3. insanın ilk iki tabiatını kontrol edebilme kabiliyetidir. İnsan yine insan tarafından kontrol edilmekte ve istenilen yönde biçimlendirilmektedir.
Eğitim kavramının en geniş anlamı: insanda istenilen yönde davranış geliştirme faaliyetidir yani insanı insan yapmak da denir.
İnformal Eğitim: Bireyin içerisinde bulunduğu ortamda kendi kendine sistemsiz ve denetimsiz bir şekilde kültürlenmesidir.
Formal eğitim: önceden hazırlanmış, bir program çerçevesinde planlı olarak yapılan eğitime denir. Formal eğitim amaçlıdır.
Formal Eğitimin özellikleri
1-Varılmak istenen hedefler bellidir
2-Planlı ve programlıdır
3-Eğitim amaçları profesyonel kişiler eliyle gerçekleşir
4-Olumlu davranışların kazandırılması esastır
5-Belirli bir mekan ve ortamda eğitim gerçekleştirilir
6-Profesyonel hazırlanmış eğitim araç ve gereçleri kullanılır.
Örgün Eğitim nedir: Belli bir yaş kademesindeki bireylere, Milli Eğitimin amaçlarına göre, okulöncesi, ilköğretim, orta ve yüksek öğretim basamaklarından oluşan, süreklilik arz eden, sistemli ve belli bir sıra söz konusu olan eğitimdir.
Eğitimin üstlendiği amaçlar:
1-Bireyin topluma, toplum dinamiklerine uyumuna yardım sağlamak
2-Bireyde var olan istidat ve yeteneklerin en üst sınırına kadar gelişmesini sağlamak ve bu işlevlerin gerçekleşmesi için gerekli davranış biçimlerinin kazandırılmasını desteklemektir.
Eğitimin bireydeki (Davranışlarındaki) amaçları
1-Bireyin kendini gerçekleştirmesine yardım eder
2-Bireyin insan ilişkilerini geliştirmesine yardım eder
3-Bireyin ekonomik etkinliğini geliştirir
4-Bireyin Vatandaşlık sorumluluğunu geliştirir.
Bergson’a göre din: Zekanın dağınıklığı ve çaresizliği karşısında doğanın koruyucu tepsi ve daha da ileride hayatın bütününe bağlanma, hayat hamlesinin en derinidir.
Edward Sapir’e göre din: Günlük yaşantının anlaşılmaz ve tehlikeli ortamı içinde gönül huzuruna, iç huzuruna götürecek bir yolun bulunmasıdır ve çok karmaşık bir yapıya sahiptir.
Psikologlara göre din: Bir üst benlik olayıdır. Bireyi topluluğa bağlayan kişisel yapısının izdüşümü aracılığıyla belirlediği ikincil kurumlardır.
Sosyologlara ise dini toplumla açıklarlar. Dine kutsalın toplum hayatındaki deneyimi olarak bakar.
Parsons’a göre din: Kainatta insanın yeri, insanın diğerleriyle ilişki, çevresi ve diğer insanlarla ilişkilere bağlı olarak arzu edilir olan ve olmayan şeyler hakkında geliştirilen ve gerçekleştirilen bir anlayıştır.
Tasavvuf ve din psikologlarına göre din, insanı kamil insan olmaya sevk eden bir disiplindir.
--Dini anlayışlar ve davranışlar manzumesi, ilahiyata ise arayış ve araştırma disiplinleri denir, başka bir ifadeyle din, inanış ve davranıştır, ilahiyat,araştıran, geliştiren ilmi disiplinlerdir.
Daru’l-ilm: Şii öğretisi, cami halkalarındakilerden daha ileri geçerek özel yöntem ve modellerle öğretim yapan kurullardır. Temelde araştırma kurumudur.
Medrese: Sünni öğretisi, Şii öğretisine karşı kuruluş olarak medreseyi meydana getirmiştir. Medreselerde ileri seviyede, bilgilerin sistematik bir şekilde öğretildiği öğretim kurumlarıdır. Darul ilm mısırda egemenliğini kaybedince medrese, Bağdat, İstanbul ve kahirede yüksek seviyeye ulaşmıştır.
Medreselerde: Şubat 1910 da Medaris-i İlmiye Nizamnamesi, Eylül 1914 ‘te Islah-ı Medaris Nizamnamesi, Mayıs 1921’de Medaris-i İlmiye Nizamnamesi gibi ıslahat yapma denemeleri başarılı olmamış. 1924’te çıkarılan Tevhid-i tedrisat kanunu sonrası tarihe karışmıştır.
---Çocuklar mektebe gönderilmeden usta veya memur yanına çıraklığa verilmeye başlanınca, 1702’de Şeyhülislam Feyzullah Efendiye bildirilen ferman ile 1824’de İstanbul Bilad-ı Selase kadılarına gönderilen fermanla uyarıcı fermanlardır.
İbn Sahnun: İlk İslam eğitim kuramcısı Tunuslu İbn Sahnun dur. Adab el Muallimin adlı eserinde daha çok öğretim adabı üzerine fikirlerini yoğun olarak ortaya koymuştur. Eğitim muhtevası; Kur’an kıraatleri, hatabet, matematık, sarf ve nahiv, şiir ve hikayeler, dualar, dini bilgiler, ibadetleri kapsar. Öğretilmemesi gereken şeyler ise ebced ve Kuranın makamla okunmasıdır.
El-Cahiz: Irakta ibn sahnun ile aynı çağda yaşamıştır. Risale el-Muallimin adlı eseri vardır. Ayrıca el-Beyan ve et-Tebyin isimli eserinin bir bölümünü öğretmenler ve öğretim olgusu üzerine ayırmıştır. Öğrenmeyi bir ihtiyaç olara görür. Oyundan, sanata kadar, tıp ilminden gök bilimine kadar bir çok dallarda öğretimi teşvik etmiştir.
Ebu Nasr Muhammed el-Farabi: Eserlerinde bilgi felsefesi başta olmak üzere eğitimin her boyutuna ilişkin görüşlerini belirtmiştir. Ta’lim ve Te’dib gibi Her iki öğretim alanına ilişkin yöntemler önermiştir.
El-Kabisi: Ünlü bir hadisçi ve fıkıhçı olarak kabul edilmekle birlikte Er-Risalatül-Mufassala li Ahvalil –Müteallimin ve Ahkamil-Muallimin vel Mütaallimin isimli eseriyle İslam eğitim tarihinde önemli bir yere sahiptir. İslamda Öğretmen ve Öğrenci Meselelerine Dair Geniş Risale şeklinde dilimize çevrilmiş eseri vardır.
Ebu Hamid el-Gazali: Eyyühel Veled (ey oğul) adlı eserinde terbiye ile ilgili görüşlerine yer verir. Gazaliye göre de eğitimin niteliği dinidir.
İbn Cemaa: Kuranı anlayarak ve üzerinde düşünerek okumanın önemini ve kuranı öğrendikten sonra unutmamak için tekrar etmenin gerekli olduğunu belirtir. Kuran bütün dini ilimlerin aslı ve temelidir. Diğer branslar hakkında bilgi edinmesini de tavsiye etmiştir. İbn Cemaa’ya göre derslerin önem sırası; Tefsir, Hadis, Usulid-i Din, Usulü Fıkıh, Mezhepler Tarihi, Nahiv ve Cedel.
İbn Haldun: Eseri Mukaddime ile düşünce tarihimizde büyük bir iz bırakmıştır. Tarihçi kimliğiyle ve toplumsal hayata dair özel kuramlarıyla ön plana çıkmıştır. İlimleri ikiye ayırır. 1-Asli ilimler ve Alet ilimleri 2-Nakli ve tabi bilimler
Burhan ed-Din ez-zernuci ; Talim ve el-Müteallim isimli içeriği tamamen eğitime hasredilmiş eserin yazarıdır. Eğitimin hedefi, Allahın rızasına kavuşmak, ebedi hayatı elde etmek, kendi nefsinden ve cahillerden cehaleti kaldırmak, dini canlandırmak ve islamın devamını sağlamak olmalıdır.
DİN BİLİMLERİ-3
16/12/2008 · Kategori: ILITAMANKARA UNIVERSITESI ILAHIYAT FAKULTESI 3
ÜNİTE 6
Din Eğitimi Bilimini tanımlayabilmek için şu kavramları analiz etmek gerekir; Din, Eğitim, Bilim, Din Eğitimi, Eğitim Bilimi
Teolojik yaklaşıma göre DEB tanımı; Temelde inanılan dinin eğitimidir. Dolayısıyla din eğitimi bilimi kavramı içinde yer alan din ile inanılan, mensup olunan ve eğitimi yapılan din kastedilmektedir. Teolojik yaklaşımda bilim değil, din ve dinin öğretilmesi öncelenmektedir.
Bilimsel-antropolojik bağlamda; insanın kayıtsız şartsız var olan Mutlak varlığa yönelişi ve onun tarafından kuşatılışıdır.
Eğitim; İnsanların, diğer insanların şahsiyetlerini herhangi bir açıdan desteklemeyi denedikleri davranışlar bütünüdür. Eğitim, bireyin davranışında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.
Bilim: Evrenin ve olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir, genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgidir, belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma sürecidir.
Din Eğitimi; insanın kutsal ile ilgili davranışlarının geliştirmesi sürecidir, Din Eğitimi,bireyin dini davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme denemeleri sürecidir.
Dindarlık ön plana çıkarıldığında Din Eğitimi; insanın doğuşla beraberinde getirdiği dini istidat ve kabiliyetleri işleyip geliştirmek üzere, başta Allahı ve ilahi kelamı öğrenip kabul ederek, ilahi kelam içinde mevcut bilgiler ve talepler doğrultusunda yaşayışını düzenleyebilmesidir.
Eğitim Bilimi-Eğitim Bilimleri-Eğitimbilim: Bireyin davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişmeler meydana getirme denemeleri sürecini bilimsel metotlarla araştırarak betimlemeye açıklamaya ve kontrol altına almaya çalışan bilimsel disiplindir. Eğitim teori, ilke, yöntem ve yaklaşımlara ulaşmaya çalışan bilimlerdir.
Din Eğitimi Bilimi; Bireyin dini davranışlarında kendi yaşantıları vasıtasıyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme denemeleri sürecini geçmişi, bugünü ve geleceği ile bilimsel metotları kullanarak betimlemeye, açıklamaya ve kontrol altına almaya çalışan bilimsel disiplindir.
Din Eğitimi Biliminin Doğuş Sebepleri: Dinin anlaşılması, açıklanması, kontrol edilmesi ve daha yüksek seviyede gerçekleştirilmesi ihtiyacı din eğitimi bilimini doğurmuştur.
Din Eğitimi Biliminin Doğuşunu Geciktiren sebepler:
1-Ne eğitim bilimcileri eğitimin din boyutunu üstlenmişler, nede din eğitimi ile uğraşanlar bilimselleşme ihtiyacını hissetmemişler ve bilimselleşme sürecine girmemişlerdir.
2-Medrese-mektep çatışmasının sonucunda medreselerin kapatılması, din ile eğitimi karşı karşıya getirmiştir. Böylece din eğitimi uzunca bir süre okullarda yer almış buda, Din eğitim bilimini doğuşunu gerçekleştirmiştir.
3-Din eğitiminin bir bilim işi değil, aksine uygulama işi olduğu fikrinin uzun yılar hakim olması da onun bilimsel bir disiplin olarak diğer disiplinlerin yanında yer alamayışına neden olmuştur.
4-Din öğretiminin genel, mesleki ve yüksek öğretimden uzak bir süre uzak tutulmuş olması bu gecikmeye sebep olmuştur.
5-Dindarların okuldaki din derslerine güvenmemeleri yanında din derslerini okullarda yer almasın karşı çıkanların da rejim adına taşıdıkları endişeleri.
6-Gizli bir sebepte; Din eğitiminin eğitim bilimleri ile ilişkilendirilerek bilimselleştirilmeye çalışılmasının olumsuz etkilerinden duyulan endişe olabilir.
7-Din eğitiminin hayatın gerçekliğinden doğan bir ihtiyaç olduğu ve bu ihtiyacın bilimsel bilgiyle giderilmesi gerektiği geç fark edilmiştir.
8-Din eğitimi uzun süre sadece pratik yönüyle görülmüş, bilimsel teorik boyutu gözden kaçırılmıştır.
9-Okullardaki din eğitiminin meşruiyetini tartışmaktan, onu bilimsel niteliklere ulaştıracak tartışmalara zemin bulunamamıştır.
10- Pisikoloji gibi eğitime etki eden yeni bilimlerin verilerini din eğitimi açısından yorumlamak zaman almıştır. Geleneksel öğretim ve öğretmen anlayışı bu yorumlamayı geciktirmiştir
11-Din Eğitimi, eğitim bilimcileri tarafından ihmal edilmiştir.
Din Eğitimi biliminin alanı ve sınırları: Alanı, din eğitimi ile ilgili gerçeklikler ve din eğitimi söz konusu olduğu her şeydir. Bilimsel araştırma yapacağı din eğitimi gerçekliğidir ifadesi daha kapsayıcı olacaktır.
++Din eğitimi bilimini araştıracağı ilk mesele; din eğitimi nedir, niçin vardır ve nasıl vardır soruları olmalıdır.
Din Eğitim biliminin amacı; Dindarlık merkezli yaklaşanlara göre, diniden gelen bilgilerle, eğitim biliminin verilerini birleştirerek, insanların Allahın iradesine uygun kişiler olarak yetişmelerine katkıda bulunacak çalışmalar yapar. Onların hayatları boyunca karşılaşabilecekleri, dini anlayış ve yaşayışla ilgili teorik ve pratik problemlerini araştırır, inceler, çözümler üretmeye ve geleceğe yönelik teorikler geliştirmeye çalışır.
Bilim merkezli yaklaşıma göre ise; araştırma alanına giren din eğitimi gerçekliğini bütün boyutlarıyla bilimsel metot ve teknikler kullanarak betimlemeye, açıklamaya ve kontrol altına almaya çalışmaktır.
Din Eğitimi Biliminin görevleri ; Birinci görevi kedi “NE” liğini ortaya koymaktır.
1-Tanımını ve açıklamasını yapması
2-Alanını tespit etmesi,
3-bilimler arasındaki konumun, ilgili bilimlerini ve ilişki biçimlerini belirlemesi,
4-Araştırma metotlarını ortaya koyması
5-Amaç ve görevlerini irdelemesi,
6-Terminolojisini oluşturması gerekmektedir.
Din Eğitimi biliminde yöntem :
a) Manevi bilimsel yöntemler: Anlamaya dayalı yöntemler, tarihsel yöntem, dialektik yöntem ve fenomenolojik yöntem.
b) Empirik yöntem: deneysel yöntemler, anket, mülakat, grup tartışması ve istatistik.
Din Eğitimi biliminde kullanılan yöntemler:
1-Normatif –Dedüktif Yöntem: Eğitimde ve din eğitiminde kullanılan en eski yöntemdir. Konu ve öğretmen merkezlidir. Belli normları esas alan ve bu normlardan tümdengelim yoluyla sonuca ulaşmaya çalışan bir yöntemdir.
2-Manevi bilimsel-Hermenötik Yöntem: Bu yöntemin merkezinde “anlama” kavramı yer almaktadır. Din eğitimi açısından bakıldığında yine metne bağlılık söz konusudur. Normatif deküktif yöntemden farklı yanı ise; metnin, günün insanı tarafından günün şartları ve birikimi doğrultusunda anlaşılmasının esas alınmış olmasıdır. Önemli unsuru sorudur.
3-Empirik-Analitik yöntem: Bunun arkasındaki itici güç ise öğrenci merkezli anlayış olmuştur. Hedef, eğitim olgusunun, öğrencinin, toplumun,zamanın ve çevrenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi ihtiyacını karşılamaktır.
4-Dialektik-İdeoloji eleştirel Yöntem: Diğer yöntemlerin yanında tamamlayıcı bir yaklaşımdır. Bu yöntem; zıtlıkların kaldırılası için yürütme ilkesine dayanmaktadır. Sürekli tez anti-tez vardır. Tecrübe ile gerçeklik arasındaki zıtlığı akıl yürüterek çözme denemesidir.
Din Eğitimi Bilimi ilahiyat Bilimidir; bu görüşün temelinde, din eğitiminin anlamından amaçlarına, muhtevalarına, metotlarına ve araç gereçlerine kadar her şey dinin kaynaklarından hareketle belirlenmelidir anlayışı bulunmaktadır.
Din Eğitimi Bilimi Eğitim Bilimidir; Bu görüşte olanlara göre, din eğitimi bilimi eğitim bilimlerini merkeze almakla birlikte, ilahiyat bilimlerinden, din bilimlerinden ve diğer bilimlerden yararlanan bir bilimdir.
Din Eğitimi bilimi Bağımsız disiplinler arası bir bilimdir; Bu görüşe sahip olanlar, disiplinler arası çalışmanın bir bilimsel anlayışı yansıttığını ileri sürmektedir.
Din Eğitimi Biliminin ilgili Bilimleri
1- İlahiyat bilimleri veya temel İslam bilimleri: Tefsir, hadis, kelam, fıkıh, İslam felsefesi, tasavvuf, İslam tarih vs.
2-Eğitim Bilimleri; Eğitim gerçekliği üzerinde çalışan bilimler gelmektedir. Eğitim felsefesi, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, eğitim tarih, program geliştirme, planlama ve değerlendirme, eğitim teknolojileri ve materyal geliştirme, eğitim yönetimi, sınıf yönetimi, genel öğretim metotları, özel öğretim metotları, eğitimden psikolojik danışma ve rehberlik gibi.
3-Din Bilimleri; Din felsefesi, dinler tarihi, din fenomenolojisi, din sosyolojisi, din psikolojisi gibi.
ÜNİTE 7
Örgün din öğretimi nedir: Okul çatısı altında verilen din öğretimi faaliyetleri anlaşılır. Osmanlı döneminde bunun adı sıbyan mektepleridir. Din derslerinin adı o zaman Malumatı Diniye veya Maa Kuranı kerim şeklindedir.
++ 1974-75 eğitim öğretim yılından itibaren itibaren zorunlu olarak okutulan Ahlak dersleri Din ve Ahlak Bilgisi adıyla verilmiştir.
Din Öğretiminin temellendirilmesini sağlayan argümanlar
1-Antropolojik-insani temel
2-Toplumsal Temel
3-Kültürel temel
4-Evrensel temel
5-Felsefi temel
6-Hukuki temel: Buna tarihi temel de diyebiliriz. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi tarihi temelini 3 mart 1924 de kabul edilen öğretim birliği kanunundan ve 1982 anayasasının 24. maddesinden almaktadır.
Nasıl bir din eğitim-Fikir ağacının köklerinde: insana saygı, düşünceye saygı, ahlaki olana saygı, hürriyete saygı, kültürel mirasa saygı dır.
Örgün din öğretimini alanı
1-ilköğretimde din öğretimi; haftada 2 saat din kültürü ve ahlak bilgisi
2-Ortaöğretimde din öğretimi; 1 saat din ve ahlak bilgisi
3-İ.H.L
4-Dini yüksek öğretim.
++Tevhidi Tedrisat kanunun işletilerek din öğretiminin devlet eliyle yürütülmesi düşüncesi ilk olarak 1943 yılında ikinci Maarif Şurasında dile getirildi.
++İlahiyat fakültesinin açılması nihayet hükümet teklifi 9 mayıs 1949 tarihinde Meclise getirildi. 4 haziran 1949 tarihinde kabul edilen kanunla Ankara Üniversitesine bağlı bir ilahiyat fakültesi açılmış oldu.
++ 1982 yılında düzenleme ile Yüksek İslam Enstitüleri ve İslam İlimler Fakültesi ile birlikte Ankara ilahiyat fakültesi, bir yıl hazırlık 4 yıl lisans öğretimi olmak üzere beş yıllık yeni bir yapıya kavuşturulmuştur.
++ Milli eğitime bağlı olarak ilk Yüksek İslam Enstitüsü 1959-60 öğretim yılında istanbulda açılmıştır.
++ 1989-90 öğretim yılında da iki yıl süreli ilahiyat meslek yüksek okulu açıldı.
Örgün din öğretiminde program modelleri
1-Mezheplere göre din öğretimi program modeli
2-Mezhepler üstü din eğitimi ve din eğitimi programı; bizde kuran merkezli din eğitimi bu tür programdır.
3-Mezhepler arası din eğitimi ve din eğitimi programı; Bu anlayışın ülkemizdeki isim koyucusu ise Beyza Bilgindir.
4-Dinler arası din eğitimi ve din eğitimi programı
5-Fenomenolojik din eğitimi ve din eğitimi programı; Bu anlayış, genel anlamda dinler arası eğitimin bir alternatifi durumundadır.
++ İ.H.L ‘den önce imam hatip yetiştiren kurumun adı; Medresetü’l-Eimme ve’l-Huteba
ÜNİTE 8
Yaygın Din Eğitimi
Selçuklularda ve Osmanlılarda; Tekke, Zaviye ve Dergahlar-Vakıflar-Ahilik-Yaran sohbetleri ve sıra geceleri- Kütüphaneler-Sahaflar ve kitapçılar-Devlet adamları ve zenginlerin konakları-Bilginlerin, ediplerin evleri-Cer ve irşad heyetleri-Kahvehaneler-Orta oyunu ve karagöz-Ev sohbetleri
Hanegi: Bilim adamları, sanatçıları seven bazı devlet adamlarının ve zenginlerin konakları, önemli yaygın din eğitimi yerleriydiler. Buralara bilginler, sanatçılar davet edilir, kendilerine hanegi denirdi.
Mektebi irfa: Kahvehanelerde eğitici ve öğretici özeliklerinden dolayı bu isim söylenirdi.
Cer ve irşad heyetleri: Osmanlı dönemindeki en önemli yaygın din eğitimi faaliyetlerindendir. Özellikle da ramazanda medrese talebelerinin ülkenin en ücra yerlerine kadar gitmek suretiyle verdikleri din hizmetidir.
++ Osmanlıda yaygın din eğitimi resmi olarak Şeyhülislamlık gayri resmi veya yarı resmi olarak ise, tekke, zaviye, dergah, vakıf gibi kurumlar vasıtasıyla yürütülmüştür.Cumhuriyet döneminde ise DİB vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir.
Yaygın din eğitiminin vasıtaları
1-Hutbe 2- Vaaz 3- Kuran kursları 4-Merkez irşad ekipleri 5- Konferans, panel ve sempozyumlar , kitle iletişim aletleri.
Yaygın din Eğitiminde (öğrenmeyi etkileyen faktörler)
1-Ön bilgiler
2-Öğrenen karakterleri
3-Öğrenenin tercihleri
4-Öğrenme ortamını büyüklüğü
5-Öğretici karakterleri
6-Kullanılan öğretim metodu ve teknikleri
Yaygın din eğitimin en önemli hedef kitlesi olarak yetişkin din eğitiminde kullanılabilecek yöntemler
1-Anlatım yöntemleri
2-Soru-cevap yöntemi
3- Gösteri yöntemi
4-Grup tartışması yöntemi
5-Bireysel öğrenme-öğretme yöntem ve teknikleri
FELSEFE-1
16/12/2008 · Kategori: ILITAMANKARA UNIVERSITESI ILAHIYAT FAKULTESI 3
FELSEFE
Ünite 1
# Felsefenin en önemli konusu felsefe nedir? Sorusuna cevap vermektir. Felsefe yunanca birleşik bir terimdir. Yunanca philo-sophia dır. Felsefe sözcüğü sevgi anlamına gelen philo ve hikmet bilgelik anlamına gelen sophia sözcüklerinden oluşarak hikmet sevgisi-bilgelik sevgisi anlamını ifade etmektedir. İlk defa bilge (sophos) olarak isimlendirilen filozof Thales’dir.
Felsefenin Tanımı: insan yaşamına ve evrene ilişkin geniş kapsamlı kurgusal görüşlerin toplamıdır. Felsefenin en belirgin özelliği akla dayalı bir etkinlik olmasıdır. Felsefi düşünce bitmek tükenmek bilmeyen bir düşünce hareketidir.
Felsefenin Kaynağı : insanın doğal yaşantısı ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan güçlükler, problemler ve sorular felsefi düşüncenin kaynağını oluştururlar.
Jasper’se göre platon felsefesinin kaynağı olarak hayreti göstermiştir. Arist+teles de varlık karşısında şaşıp kalmanın insanı felsefe alanına yönelttiğini kabul etmektedir. Felsefi düşüncenin temelinde hayret yatar. Felsefe hayret etmektir.
Stoacı Epiktetos’a göre felsefenin kaynağı; insanın kendi yetersizliğinin ve güçsüzlüğünün farkında olmasıdır.
# ilk felsefe Metafiziktir, Aristoteles fiziğe ikinci felsefe demektedir.
- Felsefi düşüncenin temelde eleştirisel bilinçli bir değerlendirme olması vardır.
- Felsefi düşüncenin bilimden farkı özelliği, bilimin yalnızca olgularla ilgilenmesine karşılık, felsefenin olgular yanında aynı zamanda değerler, anlamlar, idealler veya amaçlar diye adlandırılan bir varlık türünü veya bunları içine alan bir varlık alanını kendisine konu etmesidir.
Felsefi düşüncenin önemli bir özelliği de biri çözümleyici (analitik) diğeri kurcu (sentetik) olmak üzere ikili temel işlevinde görülür. Bu filozoflara örnek verecek olursak, Platon, Aristoteles, ibn sina, , Hegel.
# Felsefede ve bilimde amaç bir ve aynı yani doğruyu bulmak veya bilgi edinmektir.
Felsefi Düşüncenin özellikleri: En önemli özelliği onun reflektif olmasıdır. Bilimsel düşüncenin her zaman yöntemli bir düşünmedir. Felsefi düşünce ise refleksiyoncu düşüncedir. Felsefi tutum ancak felsefi düşünce ile sağlanabilir.
Felsefe ve bilim arasındaki benzerlikler
1-felsefe ve bilim de genel olarak akla dayılı bir etkinliktir ve kala dayalı ispatı temele alırlar.
2-her ikisi de bilinçli, yöntemli ve sistemli birer araştırma faaliyetidir,
3- Her ikisi de kavram ve soyutlamalar kullanarak ilke ve yasalara varmak ister, genellemelerde bulunurlar.
Felsefe ve bilim arasındaki fark:
1-bilimin kavram ve soyutlamaları felsefeninkilere göre daha az geneldir ve daha özel alanları konu alır.
2-felsefenin hem olguları hem de değerleri ele almasına karşılık bilim ancak olgularla veya ancak bir olgu olarak değerlerle ilgilenir.
3-bilimin önermelerinin doğrulanabilmelerine karşılık felsefenin önermeleri dar anlamda doğrulamazlar.
4-bilimsel araştırma ve buluşlar yapma yöntem ve usullerinin belli ve öğretilebilir olmalarına karşılık felsefenin filozoflar tarafından bile üzerinde anlaşılan belli ve standart bir araştırma, düşünme yöntemi mevcut değildir. Her filozofun kendine özgü bir felsefe yapma biçimi vardır.
5- bilime dayanarak teknolojiler üretebilmesine karşılık felsefede böyle bir imkan mevcut değildir.
Felsefenin amacı: insanları insan üzerine, dünya üzerine, insanın geçmişi, şimdisi, geleceği üzerine, insanlığın temel sorunları üzerine, belli başlı insanlık durumları üzerine düşündürmektir. İnsanların inançları ve ideallerini düzenler ve onları bir uyum içinde birleştirir. Ayrıca bilgi ve inançlarını sorgulatarak, yanlış bilgilerden gerçekçi olmayan inançlardan ayıklar, kavramsal analize yol açar.
# felsefe toplum fertlerinde bir anlayış, bir zihniyet ve dünya görüşü oluşturarak diğer bütün gelişmeler için ortam hazırlar.
# felsefe yerine bilim sözcüğünü ilk kullanın Galilei ‘ dir
Ünite 2
Mantık: bilinenler yardımıyla bilinmeyenlere ulaşmanın yollarını gösteren kurallar bütününe verilen addır. İki bölümden meydan gelir.
Birinci bölüme tasavvurlar bölümüdür, kavramları konu edinir. siyahlık, soğukluk, sıcaklık, güneş, ay vb. şeylerin tasavvuru örnek olarak verilir.
İkinci bölüm ise tasdikler bölümüdür, hükümleri konu edinir. Güneş ışık kaynağıdır, ataşe sıcaktır.
# varlıkları gruplandırmada mantıkçılar beş tümel kavramdan bahsederler:
Tür: Bitki bir türdür
Cins: Canlı bir cinstir.
Ayırım: Akıllı olmak insan türünün bir ayırımıdır.
Hassa: hassa ve ilinti tür’ün bir özelliğidir. Hassa başka türlerde bulunmayan yalnızca bir türe ait olan bir nitelik tir.Gülmek insan türünün bir hassasıdır.
İlinti : Yürümek insan türünün bir ilintisidir.
Kavramlar arası ilişkiler: Dört tür ilişki vardır.
Eşitlik: Bütün konuşanlar gülendir, Bütün gülenler konuşandır.
Tam girişimlilik:
Eksik girişimlilik: Bazı insanlar beyazdır, Bazı beyazlar insandır.
Aykırılık ilişkileridir: Hiçbir insan taş değildir, Hiçbir taş insan değildir.
Önerme Türleri: Bir önermenin yüklemli olması demek bir konu ile bir yüklemden meydana gelmesi demektir.
Şartlı önerme; iki önermenin bitişmesinden meydana gelir.birinci kısmına mukaddem,i kinci kısmına tali denir.
Bitişik şartlı önerme ;Birinci taraf ikinci tarafın şartı veya sebebi ise bu önermeye bitişik şartlı önerme adı verilir.
Ayrık şartlı Önerme: Önermenin bir tarafı diğer tarafın zıddı veya çelişiği olan bir hüküm içeriyorsa bu takdirde önerme ayrık şartlı adını alır.
Şahsi önerme: Bir yüklemli önermenin konusu tek bir varlığı gösteriyorsa bu takdirde önermeye şahsi önerme denir.
Müsevver önerme: önermenin konusu birden fazla varlığı gösteriyorsa bu durum ister bazı sözüyle ister bütün sözüyle ifade edilmiş olsun önerme müsevver dir.
Mühmel önerme: Önermenin konusu birden fazla varlığı gösterdiği halde bu belirtilmemişse böyle önermelere denir.
Önermeler arası ilişkiler
1-Çelişki: çelişki, bir yüklemin bir konuya aynı anda hem yüklenmesi hem de yüklenmemesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum çelişmezlik ilkesine aykırıdır.
2-Döndürme: Bir yüklemli önermenin konusunu yüklem, yüklemini konu yapmaya önermenin döndürülmesi denir.
3-Tekabül :
4-Kıyas: klasik mantığın, üzerinde en çok durduğu akıl yürütme türüdür.
Kıyasın Şartları:
1-Orta terim her iki öncülde de tikel olarak alınamaz 2-Büyük ve küçük terimler sonuçta öncüllerdekinden daha geniş kapsamlı olamazlar. Yani öncüllerde tikel olup sonuçta tümel olamazlar. 3-Öncüllerin ikisi birden olumsuz olamaz 4-Öncüllerin ikisi birden tikel olamaz.5-Sonuç, öncüllerin zayıfına bağlıdır. Olumsuz bir önerme, olumlu bir önermeden zayıftır, tikel bir önerme de tümel bir önermeden zayıftır. 6-Öncüller olumlu ise sonuç olumsuz olmaz.
Kıyasın Türleri:
1-Şartlı Bitişmeli Kıyas: Şarıltı önermelerden yapılmış olabileceği gibi şarıltı ve yüklemli önermelerden yapılmış da olabilir.
Her ne zaman gündüz olursa aydınlık olur
Her ne zaman güneş doğarsa gündüz olur
Öyle ise her ne zaman güneş doğarsa aydınlık olur.
2-Seçmeli kıyas: sonuç veya soncun çelişiği öncüllerde açıkça görülebilmektedir. Seçmeli kıyasta mutlaka bir şartlı öncülün bulunması zorunludur.
Mıknatıs bu cismi çekerse bu cisim demirdir.
Mıknatıs bu cismi çekmektedir.
O halde bu cisim demirdir.
Yüklemli Bitişmeli Kıyasın şekilleri
Birinci şekil: Bütün insanlar canlıdır, Bütün canlılar ölümlüdür, Bütün insanlar ölümlüdür
İkinci Şekil: Orta terim her iki öncülde de yüklem yerinde ise böyle bir kıyasa denir.
Bütün Kuşlar uçucudur Hiçbir at uçucu değildir O halde hiçbir kuş at değildir
Üçüncü Şekil: Orta terim her iki terimde de konu yerinde bulunduğu kıyas şeklidir.
Bütün taşlar cisimdir Bütün taşlar serttir Bazı cisimler serttir
Dördüncü Şekil: Orta terim küçük önermede konu, büyük önermede yüklem olursa kıyas şeklidir.
Bütün ağaçlar canlıdır Bütün çamlar ağaçtır Bazı canlılar çamdır
Kıyas Dışındaki Akıl Yürütme Yolları:
1-Tümevarım: Tek tek varlıkları inceleyip bu inceleme sırasında gördüğümüz benzer durumlara dayanarak bir grup hakkında genel bir yargıya varmaktadır. Yani özel durumlardan hareket ederek genel hükümler elde etmekteyiz. Çok kullanılan bir aklı yürütme yoludur. Tümevarımı en çok kullanan bilimler deneysel diye nitelendirdiğimiz bilimlerdir, bunlarda Fizik, Kimya ve Biyoloji bilimleridir.
2-Anoloji : Birbirine benzemeyen iki şeyden biri hakkındaki hükmü diğeri için de geçerli saymak şekliyle tanımlanmaktadır. Şarap haramdır, çünkü sarhoşluk verir. O halde sarhoşluk veren her hangi bir içecekler de haramdır.
Tasdik Türleri: Yakin, Taklit, Cehl-i Mürekkeb, zan olmak üzere 4 gruptur.
Kullanılan önermelerin sağlamlığı bakımından kıyas Çeşitleri
A-Burhan: Tasdiklerimiz yakinen bildiğimiz şeylerin bir ifadesiyse bu tasdiklere dayanarak yaptığımız kıyaslara denir. Mantıkçılar bu tür tasdikleri altı grupta toplarla
1-Evveliyat : Zihnin hiçbir vasıtaya başvurmadan kabul ettiği tasdiklerdir. Bir şey hem siyah hem beyaz olamaz
2-Fıtriyat: zihin, tasdike, süratle yaptığı bir kıyas sonucunda ulaşır. Dört çift sayıdır.
3-Müşahedat: Duyular vasıtasıyla elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Taş serttir. Müşahedat dışa ait bir gözleme dayanıyorsa, hissiyat diye adlandırılmaktadır. İçe ait gözleme dayanıyorsa vicdaniyat adını almaktadır.
4-Hadsiyat: Bir şeyi, zihnin birden bire fark etmesi sonucu ulaşılan tasdiklerdir. Ay ışığını güneşten alır.
5-Mücerrebat: Herhangi bir şeyde bulunan bir özellik defalarca tekrarlanan deneylerde hep aynı şekilde kalmışsa, bu özelliğin o şeyde bulunduğuna dair bilgiye verilen addır. Tatlı yiyecekler vücut ısısını artırır.
6-Mütevatirat: Bir araya gelip yalan bir haber yayma konusunda karar vermeleri aklen mümkün olmayan bir çoğunluğun verdiği haberlerdir. Herhangi bir şehir germemiş birisinin böyle bir şehrin bulunduğuna dair tasdiki bu tür bir tasdiktir.
B-Cedel : Tasdiklerimizde vakıaya uygunluktan çok insanların kabulü göz önünde tutulmuşsa bu tür tasdiklerle yaptığımız kıyaslardır.
1-Meşhurat: Yaygın kanaatlere verilen addır.
2-Müsellemat: Bir tartışma sırasında kullanılan ve vakıaya uygunluktan çok karşı tarafın kabul edip etmemesi göz önünde bulundurularak söylenen sözlerdir.
C-Hitabet : Tasdiklerimiz herhangi bir konuda otorite sayılan birinin verdiği bilgilere dayanıyorsa veya çok emin olmadığımız halde büyük ihtimalle böyledir diyerek bir hüküm veriyorsak bu tür tasdiklerle yaptığımız kıyasa denir.
1-Makbulat: uzmanlık gerektiren konularda bir uzmanın verdiği bilgilere dayanılarak ortaya konan hükümlere verilen addır. Bir hekimin ihtisas alanı bu türden bir bilgi olmaktadır.
2-Zanniyat : Herhangi bir konuda bütün çabalarımıza rağmen kesin bir kanaate ulaşamamış ancak bazı ipuçları elde etmişsek bu ipuçlarına dayanarak verdiğimiz hükümlerdir.
D-Safsata : gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi kabul ederek verilen hükümlerden oluşan kıyasa denir.
Vehmiyat :Safsata adı verilen kıyaslarda kullanılan önermelere vehmiyat denmektedir
Mugalata (demagoji): bir tartışmada taraflardan biri karşı tarafın bilinçsizliğinden veya dalgınlığından yararlanıp yanlış olduğunu bildiği bir önermeyi kullanarak kıyas yaparsa, böyle bir kıyasa denir.
E-Şiir : Mantık dilinde insanların hayal kurarak gerçekte olmayan şeylere ait tasdikler ortaya koyup, bu tasdiklere dayanarak yaptıkları kıyaslara denir.
Muhayyilat : Şiir adını alan kıyaslarda kullanılan önerlere muhayyilat denmektedir.
Yakiniyat : Doğruluğundan şüphe etmediğimiz bilgilere denir.
Ünite 3
Bilgi Teorisi: Batı dilindeki karşılığı Epistemoloji ve Gnoseoloji dir. Batı felsefesinde 17.yydan itibaren Descartes ile birlikte felsefenin ana problemi olmuştur, ancak bilgi teorisini başlı başına bir felsefe disiplini olarak geliştiren18.yy aydınlanma felsefesinin asıl kurcusu olan, Bilgi teorisini bir felsefe disiplini olarak geliştiren John Locke ‘tur. Bilgi teorisinde önce bilginin imkanı ve imkansızlığına ilişkin tartışmalar ele alınır. Bilgi teorisinin en temel probmi:Bilginin imkanıdır.
Felsefede bilgi teorisi J.Locke ile birlikte üçe ayrılır
1-Bilginin kaynağı 2- Bilginin imkanı 3- Bilginin değeri.
Bilginin kaynağı:
1-Deneycilik (Ampirizm): Temsilcileri Epiküros, John Locke, David Hume, Condillac, Auguste Comte’u sayabilir. Bu akımın savunucusu John Locke dir. İnsan zihni başlangıçta üzerinde hiçbir yazı bulunmayan beyaz bir kağıda benzer. Her türlü bilgi sonradan deney ve tecrübe ile kazanılmıştır.
2-Aşırı Deneycilik-Duyumculuk (Sensationalizm): Duyumlardan ayrı bir zihnin varlığını kabul etmezler. Zihni veya aklı duyumların toplamına indirgemeye çalışırlar. Önde gelen temsilcisi de Condillac’tır. Adcılık (nominalism) ile yakın ilişki içindedir.
3-Akılcılık (Rasyonalizim): Bilgide ana kaynak olarak ve düşünmeyi kabul edenlere denir. Sokrates, Aristoteles,Platon, İbn Sina, Descartes, Spinoza ve Leibniz temsilcileridir. Bilgi kaynağı kesindir.
4-Sezgicilik (Entüitionism) : Doğrudan doğruya kavramadır.sezgiciliği felsefe ekolü olarak şekillendiren Henri Bergson ‘dur. Sezgi yüksek bir bilgi türüdür. Sezgi içseldir, sezgi eşyanın gerçekliliğini kavramada tek araçtır, sezgi zekadan üstündür, metafizik deneydir.
# Platon, Aristoteles, Farabi ve Hegel’e göre insan bilgisinin sınırları yoktur.
Bilginin imkanını kabul edip de her şeiyin bilgisinin mümkün olmadığını ileri süren, Kant, A.Comte ve Pierce dir.
Doğruluk Değeri tartışmasının doğurduğu ekoller:
1-Yararcılık (Pragmatizm) : Pragmatizm ABD’nin ulusal felsefesidir. Pragmatizmi hem bilginin alanı, sınırları hem de ölçütü hakkında özel bir görüş olarak değerlendirebiliriz. Savunuculara F.C.Schiller, C.Peirce, William James ve John Dewey ‘dir. Pragmatizimin kurucusu ve ilk temsilcisi C.Peirce’a dır, Schiller doğruluk ilke değerlendirme arasında ilişki kurar. John Dewey doğruyu deneyde karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar.
2-Olguculuk (pozitivizm): Temsilciliğini Auguste Comte ve Avusturyalı Ernste Mahch yapmıştır. Ana iddiası metafiziğin hiçbir değeri olmadığıdır.
3-Şüphecilik (septisizm) : bir çok nedeni vardır, a) duyuların yanıldığı şüphesidir. b) Bilim tarihi bize, insanların geçmişte doğru olarak kabul ettikleri bir çok bilimsel görüşün bugün artık doğru kabul edilmediğini gösterir. c) insanların toplumların inançları, örf, adet, gelenek vs. hep farklıdır. Bu nedenle şüphecilik gibi bir çok akım doğmuştur
Şüpheciliğin farklı Biçimleri:
1-Bir tavır olarak şüphecilik: felsefi düşüncenin özelliğinden kaynaklanan bir zihinsel tutumdur.
2-Metodik Şüphecilik : şüphe bir amaç değil bir araçtır. Asıl amaç şüphenin ortadan kaldırılarak kesinliğe ulaşılmasıdır. Örnekleri İslam dünyasında Gazali, Descartes’tir.
3-Deney –dışı bilgiye ilişkin şüphecilik: en iyi örnekleri olarak ünlü İngiliz filozofu David Hume ve Alman filozofu Kant’tır. Her türlü bilginin kaynağı deneydir, deneyden gelmeyen bütün bilgi ve görüşlerimiz temelsizidir, sağlam değildir.
4-Aşırı Şüphecilik (dogmatik şüphecilik) : her tür bilginin mümkün olmadığını aşırı bir biçimde iddia eder. Felsefe tarihinde aşırı şüpheci filozoflar septikler denilen gruptur. Bu gurubu oluşturan düşünürler; Pyrrhon, Arkesilos tur. Bunlara göre bilgi mümkün değildir. Bu septiklerin ünlü yargıda bulunmama, yargıları askıda tutma görüşleri meşhurdur. Septikler, herhangi bir şeyin doğru bilgisini edinmenin mümkün olmadığını ilke olarak kabul ettiklerinden, hiç bir şey hakkında bir yargıda bulunmamanın gerektiğini ileri sürerler.
5-Eleştircilik (Kritisizm) :Bilginin kaynağı, alanı, kapsamı ve sınırlarına ilişkin bir kuramdır.
Bilim felsefesi: bilimle ilgili olan belli bir çeşitten önermelerden kurulu felsefe sorunlarını inceleyen felsefe kolu şeklinde tanımlanabilir. Bilim felsefesi, bilimi anlamayı ve açıklamayı hedefleyen bilimsel bilgi birikimi üzerine yapılan felsefi çalışmalardır.
Bilim: Bilim özel bir bilgi türüdür, bilim bir bilgi sistemidir.
Şafak urala göre Bilim: Formel (matemati, geometri) ve formel olmayan fizik, kimya, biyoloji gibi deneysel bilimler ve sosyal bilimler diye ayrılır.
Bilimsel Bilginin özellikleri:
1-Olgusal oluş: bilimin önermeleri, doğrudan veya dolaylı gözlem yada deney konusu olan olguları ifade eder.
2-Mantıksal oluş: Bilimin elde ettiği bilgi, mantıksal bir çıkarımın bilgisidir, mantık kurallarına dayanır ve tutarlıdır.
3-Nesnel oluş: Objektiftir, duygu ve önyargılardan bağımsız olmalıdır.
4-Eleştirici oluş: bilimsel bilgi, çeşitli bilimlerin bilgisini tek bir yöntemle birleştirmeye çalışır.
6-Genelleyici oluş
Bilimsel Yöntemin özellikleri:
1-Betimleme: bu aşama analiz aşamasıdır. Zihin önce gözlem ve deneyle dışardan gelen olgulara ait izlenimleri belli öğelerine ayırır. Analizden sonra deneyle elde ettiği bilgileri sınıflar özelliklerini belirtir ve betimler
2-Açıklama aşaması: bir olgu gerçeğini, bir akıl gerçeğine çevirmektir. Bu aşamada genelleme yapılır.
Batıdaki Doğa Bilim Çalışmaları
1-Yöntem araştırmaları: Aristoteles, mantığı fizik ve metafiziği izah için metod olarak kullanıyordu. Aristotelesin akılyürütme teorsine karşı çıkanların başında galilei nin çağdaş Francis Bacon ve Descartes gelir.
2-Tümevarım Problemi: klasik bakış açısına getirilen eleştiri tümevarım problemini içerir. Klasik bilimsel anlayış tümevarıma dayandığı için tümevarımın içerdiği eksikliklerden soyutlanamaz.
3-Yanlışlamacılık: Karl Popper tarafından geliştirilmiştir. Klasik bilim görüşünün yanlış olduğunu savunur. Yanlışlamacılara göre bilimsel teorilerin ve doğa yasalarının doğruluk iddiasında bulunmalarından söz etmek doğru değildir.
# modern kanun ve sebeplik fikri Galilee ile başlamıştır.
# P.Duhem , tabiat kanunu sembolik münasebetlerdir, diyor, o bu görüşü ile bir bilim teorisi kurmaya çalışmaktıdır. Ona göre bir fizik kanunu ne doğru ne yanlıştır.fakat takribidir. Tabiat kanunu onun teorisinde geçici ve görelidir.
# sezgiciliği felsefe ekolü olarak şekillendiren Henri Bergson ‘dur.
Bilginin değeri Problemi: Bu konuda en yaygın üç görüş vardır. 1-Uygunluk teorisi,2- Tutarlılık teorisi 3-Pragmatizm
Ünite 4
# Varlık meselesini konu edine doğrudan ela alan felsefe disiplini, varlıkbilim anlamına gelen ontolojidir. Varlığın temel özsel niteliklerini ortaya koymayı amaçlayan bir bilimdir.
# Varlık felsefesinin konularından birisi Tümeller sorunudur. Bu sorunu felsefe tarihinde gündeme getiren ilk filozof Platon’dur.
# Ontolojinin en temelde yanıtlamaya çalıştığı soruların başında varlık nedir sorusu gelir.
# Ontolojinin önemli sorunlarından biride Öz ve Özdeşlik tir. Bu görüşe göre, bir varlığı varlık yapan bir özü tabiatı vardır. Bu öze ilişkin niteliklere özsel nitelikler, diğerlerine ise özsel olmayan nitelikler (ilenekler) denir.
# Felsefe tarihinde varlığı kedi başına varolan, değişmeyen ve bölünmeyen bir varlık olarak gören filozofların başında Parmenides gelir.
# ontolojinin temel amaçlarından birisi de varlıkların temel nitelikleri ile varoluş tarzlarını irdelemektir.
# Varlığı tanımak açısından duyu ve akıl büyük bir öneme sahiptir.
# Modern felsefede görünen fenomen ve görünmeyen (numen) ayrımını felsefesinin temelinde yerleştiren Kant’tır.
# Tümeller konusunda Platonun görüşünü aşkın realizm, Aristotelesin görüşünü ise içkin realizm alarak adlandırmak mümkündür.
# Tümeller sorunu konusunda belli başlı üç yaklaşımda söz edilebilir; 1-Tümellerin gerçek varlığını kabul eden gerçekçilik (realizim), 2- tümellerin dilsel varlıklar (adlar) olduğunu iddia eden adcılık (nominalizm) 3- tümellerin zihinsel varlıklar olduğunu ileri süren kavramsalcılık (konseptüalism).
# Cevher ve Nitelik konusunda varlık felsefesinin bir diğer tartışma alanıdır, Cevherci ve öbekçi görüş olarak iki görüş vardır.
Realizmin özelliği
1-Dış dünyadaki varlıklar bizden bağımsızdır. 2-Doğruluk ile gerçeklik arasında bir örtüşüm bulunmalıdır. 3-Varlıkların yapısı zihnimizin bir ürünü değildir. 4-Bilgi mümkündür.
Ünite 5
Tarih felsefesinin Tanımı: Tarih felsefesi tabirini ilk kullanan Hengel’dir. Tarih felsefesi tarihin felsefede felsefeyle yorumudur. Tarih felsefesinin ilk kurucu, tarihi bir ilim gibi kuran İbn Haldun’dur. Tarih felsefesinin en temel sorusu tarih ve tarihin kaynağı nedir sorusudur.
# Tarih kelimesi karşılığı Yunanca Historia kelimesinin anlamı araştırma ve inceleme olmasına rağman, ibn Halduna kadar tarih hep sadece storia gibi, yani rivayet veya tarihi olguların zaman sıralamasına göre tertibi ve anlatımı olarak anlaşılmıştır.
# İlk defa ibn Haldun, ünlü eseri Mukaddime de Umran ilmi dediği, manevi veya beşeri ilimler denen ilimlerini bir ilim olarak vazetmiştir.
# İlk olarak İbn Halduna göre, sosyal olayların bütünü insan düşüncesinin mahsulüdür. İkinci olarak, İbn Halduna göre, sosyal olaylar statik değildir. Üçüncü olarak, İbn Halduna göre, her sosyal olay, kendinin ortaya çıktığı toplum, üyelerinin ekonomik, ahlaki, psikolojik ve fizik atmosferleriyle şartlanır.
Tarih Anlayışları:
1-Tanrı Merkezli Tarih Anlayışları: Hıristiyan bilginlerin anlayışıdır. St. Augustine’den Hegel’e birçok batılı filozof ve düşünürün tarih ve tarih felsefe anlayışının temeli, Hıristiyanlık dogması olan teslisin unsurlarının farklı vurgularla yorumundan ibarettir.
2-Tarih Merkezli Döngüsel Tarih Anlayışı: Bizzat tarihin kendisinin kutsallaştırılmasıyla oluşan tarih anlayışıdır. Bu Hindlilerin (Veda),ve Yunanlıların (upanişad) anlayışıdır.
3-İnsan Merkezli Tarih Anlayışı: Hıristiyanlığa yapılan tenkidler doruk noktasına ulaşmıştı. Fransız devrimiyle adeta, Hıristiyan teologları ne dedi ise tersi doğrudur bir anlayışı gelişti.
Tarihçi Tarih Anlayışı: İnsan merkezli bir tarih anlayışı, sağcı hegelcilerin anlayışıdır. Bu anlayışın en iyi temsilcisi, hatta kurucusu Wilhelm Dilthey dir.
Olgusal Tarih Anlayışları: Tarihi tarih kabul edip, tarih, olaylardan hareketle geriye doğru gelerek onların genel kültürle, olayların nedenlerine ve sonucu insana uzanan tarih anlayışıdır. Bunların başında Toynbee gelir.
a)Toynbee ve Tarih Felsefesi: Toynbee, tarihi araştırmaları büyük tarihler ile sınırlı gören tarihçileri eleştirir.
b) Gustave Le Bon ve Tarih Felsefesi: Esasen tabib olan bu bilgin, Tarihi ve sosyal olayları daha çok psikoloji açısından incelemiştir. İslam medeniyeti ve ilmi hakkındaki görüşlerini
Gustava Le Bon’a göre Mantık çeşitleri:
1-Akli Mantık: Klasik anlamdaki mantıktır, (formel ve modern mantık)
2-Hissi Mantık : Bilinçaltının oluşturduğu duygu mantığıdır.
3-Mistik Mantık: İnançtan doğan ve bilinçsel mantıktır.
4-Kolektif Mantık: Gruplar ve halklar içindeki insanların sahip olduğu, hissi ve mistik mantıklardan ortaklaşa oluşan bir mantıktır.
5-Biyolojik Mantık: Bireyin hayatını idare eden ilk nedendir.
Biyolojik ve Hissi Güçler: Biyolojik güçler, kendilerinde hayatın korunma ve devamı için gerekli olan gereksinimleri bulundururlar ve bütün varlıkların iki büyük hareket etkeni tarafından kanalize edilirler. Zevk ve acı.
Mistik Güçler: Mistik düşünüş doktrinlere, ritlere, muska ve nazarlıklara, kişilere ve formüllere hayalı güçler yarmakla belirir. Bu kafa yapısı her hangi bir tanrıya hayranlıktan bağımsızdır. Birçok siyasi veya toplumsal mezhebin savunucuları mistik düşüncelerle doludur.
Hakikat Merkezli Tarih Anlayışı : İlahi öğretileri ve beşeri aklın doğrularını esas alarak tarih oluşturma anlayışı olarak tanımlayabiliriz.
İbn Miskeveyh: İran asıllıdır, Tarihle ilgili meşhur eseri Tecaribul-Umem (Milletlerin Tecrübeleri) adını taşır.
Biruni : Doğrudan tarihle ilgili eserleri şunlardır. Tenkihut-Tevarih, Ahbarul-Harizm, Tarihul-Eyyams-Sultan Mahmut. Kültür, bilim ve dinler tarihiyle ilgili eserleri ise: Tarihul-Mubayyada vel-Kazamita, Kitabul –Tahkik Malil-Hind, el-Asarul-Bakiyedir. Biruninin tarih anlayışını belirleyen ve tarih yöntemi olarak vaz ettiği çok önemli üç ilke vardır.
1-Akılcılık:
2-Tenkidçilik: Tenkihut-Tevarih adlı eserinin başlığı bile bize Birunini tenkedçi anlayışa sahip olduğunu göstermektedir.
3-Karşılaştırmalı, Mukayeseli Yöntem
Determinist Anlayışı: Tarihi olayların zorunlu olarak nedenleri ve sonuçları olduğunu, yani nedensellik ilkesinin tarihi olayların temel ilkesi olduğunu savunan tarihi olayların sürekli ve belirli yasaları olduğunu savunan tarih anlayışıdır. Bu tarih anlayışı deterministtir. İbn Haldun’un, Tynbee’nin Marks’ın, Gstave Le Bon gibi kimselerin tarih anlayışlarıdır.
Yazıcı Anlayış: Bu anlayışa iki farklı tarih felsefesi girer.Birincisi; Tarihin hem nedeni ve hem amacını Tanrı gören ve hem de tarihi olayların bizzat kendilerini Tanrının tezahürü gören, St. Augustine’den Hegele Hıristiyanlığı tarih olarak yorumlayan kimselerin tarih anlayışıdır. İnsan tarihin sadece konusudur, gerçek anlamda tarihin faili değildir.
İkincisi; Döngüsel tarih anlayışıdır. Tarihin tarihten başka bir amacı yoktur, tarih tekrardan ibarettir ve insanın bunu değiştirme gibi bir etkinliği ve müdahalesi yoktur. Bu anlayışta da insan sonuçta tarihin nesnesidir.
İmkaniyetçi Tarih Anlayışı: Hakikat merkezli Biruni, İbn miskeveyh, Gazali gibi birçok Müslüman bilginin tarih anlayışı imkaniyetçi tarih anlayışıdır. Burada tarihi olayların nedeni olup olmaması önemli değildir, önemli olan temel ilkelerin Allah tarafından vazedilmiş olması ve bu ilkelere göre insanın tarihi olayların faili olması ile birlikte, tarihi olayların akışını değiştirebileceğinin öngörülmesidir.
Tesadüfçü anlayış: Tarihin kaynağının sadece insanın içgüdüleri ve arzuları olduğunu söyleyen, tarihselci kimselerin tarih anlayışıdır.
FELSEFE-2
16/12/2008 · Kategori: ILITAMANKARA UNIVERSITESI ILAHIYAT FAKULTESI 3
ünite 6
Dil felsefesinin konusu: Dilin kaynağını, tabiatını, yapısını, unsurlarını, işlevlerini felsefi açıdan incelemektir, anlamlarını referanslarını yani delaletlerini, dilin varlıkla insanın psikolojik ve sosyolojik olarak iliskilerini dil çerçevesinde inceler.
Dilin varlıkla olan ilişkisi dikkate alındığında, dil felsefesi ontoloji (varlık kuramı), epistemoloji(bilgi kuramı) gibi geleneksel felsefe disiplinleriyle yakından ilişkilidir.
Dilin felsefi bir incelemeye konu oluşunun nedenleri:
1-Dil her şeyden önce diğer canlılardan insanı ayırır.
2-Bazı felsefi sorunlar dil kaynaklıdır.
3-Dil gerçekliğin yansıması olarak kabul edilir, dil ile gerçeklik arası iliski vardır.
4-Dil felsefesi insanın dil, dilin de varlık ile ilişkisini açıklar.
İnsanı dile bağlayan anlam,anlamın varlıkla ilişkisini kuran ise doğruluktur.
Dille ilgili felsefi araştırma sentaks, semantik ve pragmatik olarak incelenir.
Resim dil kuramı Wittgenstein Travtatus logico-Philosophius eserinde vardır.
Sentaks :Dilin gramer yapısını inceler, sözcüklerin ifade ettikleri anlamlardan çok, onların geçerli dizilimine dair gramatik kuralları ve bu kurallara bağlı olarak ortaya çıkan biçimsel doğruluk ve yanlışlık ölçütlerini sağlar.
Dilsel analizin amaci da dili gramatik diziliminden oluşan cümleleri gramatik olmayan dizilimden oluşan, dolayısıyla ‘cümle olmayanlar’dan ayırmaktır.
Chomsky’e göre, Modern dilbilimin kuramında iki yaklaşımdan söz edilebilir. Birincisi 17-18 yy da ortaya çıkan felsefi veya evrensel gramer anlayışı, ikincisi 20. yılın birinci yarısında etkinliği doruğa ulaşan yapısal veya betimleyici yaklaşımdır.
Evrensel gramerin amaci dilin genel niteliklerini ortaya koymaktır..Asil hedef ise felsefi gramere ulaşmaktır.
Betimleyici anlayış ise dilin doğal tarihini inceler.
Yapısalcı yani betimleyici anlayışın temsilcisi Ferdinand de Saussure’dir. İlişkisel bir dil anlayışını savunur, sözcükler eş-süremli olarak incelenmelidir. Dilin iki boyutu vardır dil ve konuşmadır. Önemli olan işaretlerden oluşan bir dil inşa’ etmektir. Bu yüzden de konuşma ancak dilin sadece bir kısmını ortaya çıkarır. Dil kendisini bütünüyle göstermeyen bir aysberg gibidir ve konuşma dilin sadece görünen boyutunu oluşturur.
Yapısalcılık ilişkisel ve bütünselci bir dil anlayışını savunur.Anlam dilin bütünselliği içinde anlaşılabilir.Dil-dışı referansı delaleti kabul etmezler.imlenen şeyler kavramlardır.Dili satranç oyununa benzetir.
Evrensel gramer ise daha çok yazı dili ilgilenmiş olup,kural koyucu ve açıklamacıdır.Temsilcisi Chomsky’ dır. Bir cümlenin derin yapısı ile yüzeysel yapısı arasında bir ayrıma gider. Dil öğrenmenin a priori bir takım koşulları olduğunu ve insanın bunlara doğuştan sahip olduğunu söylemiştir.
Ebu Said Sirafi bir dilin gramerinin anlamlarını kavramakta esas olduğunu savunur.
Ebu Bişr Matta ise gramerin ancak lafızlarla ilgilendiğini savunur.
Farabi, mantik ile gramer arasında benzerlikler olduğu kadar benzersizliklerin de olduğunu dikkate çekmiştir.
Semantik: Konusu anlam olgusudur.
Anlam realizmi(Anlam gerçekçiliği) : ile anlamın gerçekliğini yadsıyan değişik anti-realist yaklaşımlar veya kısaca anlamı irrealizmi.
a-Referansçı anlam kuramı: Bir sözcüğün anlamı delalet ettiği şey (medlulü ve referansıdır.)
b-Davranışçı ve işlevselci anlam kuramı:Anlam, dilsel bir davranışın doğurduğu etki ile bu davranışa karşılık olarak ortaya koyan tepkiden başka bir şey değildir.
Wittgenstein: Anlam kullanımdır. Dil olgusunu, bir takım kurallarla idare edilen bir oyuna benzetir.
Quine: Günümüz felsefesinden anlamı olgusunu bütünüyle reddedenlerin başında gelir. Quine’a göre, anlamın zihinsel bir gerçekliğinden söz edilemez. Açıklama düzlemlerini zihinsel, davranışsal ve fizyolojik olmak üzere üçe ayıran Quine, zihinsel olan ‘en yüzeysel, fizyolojik olanı da ‘en derin’ olarak görür.Fizikalist/natüralist bakış açısı vardır.
Mantıksal Pozitivizmin doğrulamacı anlam kuramına göre bir cümle duyu tecrübesine dayanırsa anlamlıdır, hangi cümleler anlamlıdır sorusu üzerinde durur.
Mantıksal Pozitivistlerin doğrulanabilen şeyleri önermeler değil de, cümleler olarak düşünmeleri de yine pozitivist anlayışın bir ürünüdür.
Zihinsel ve psikolojik anlam kuramları:
John Locke, sözcüklerin fikirleri temsil ettiğini, dolayısıyla sözcüklerin anlamının zihinde bulunan bu fikirler olduğunu ileri sürmüştür.
Grice, bir cümlenin anlamının temelde zihinde bulunduğunu ve böyle bir şeyin de nihai olarak insanın psikolojik durumlarıyla izah edilebileceğini düşünür.
Frege, çağdaş felsefede anlamın nesnelliği üzerinde en çok duran kişidir, O’na göre, bir sözcüğün anlamı onunla ilişkilendirilen fikirden ayırt edilmelidir.
Realist anlam kuramı:
Bu anlayışın klasik örneği ‘Anlam Platonculuk’u diye adlandırabileceğimiz yaklaşımdır. Bu yaklaşımın en önemli özelliği anlamı bütün değişik tezahür veya uzantılarından bağımsız bir şekilde varolan, ezeli ve değişmez varlıklar olarak görmesidir.
Frege’ye göre, bir sözcüğün anlamı ne onun belirlediği (delalet ettiği) şey veya şeylerdir, ne de belli bir zihne ait olan bir fikir veya fikirlerdir. ‘Platoncu İçlemselcilik’ olarak adlandırılabilecek bu yaklaşıma göre, bir dilin sözcüklerinin hem anlamı hem de referansı vardır(ancak anlam olan her sözcüğün bir referansı olmayabilir).
Katz:’a göre, bir ifadenin anlamı onun değişik anlam niteliklerini ve ilişkilerini ifade eden yapıdır: bir anlama sahip olmak, aynı anlama sahip olmak(eşanlamlılık), farklı anlamlara sahip olmak, karşıt anlama sahip olmak gibi.
Gazali: Sözcükler anlamlara, örtüşüm/ uygunluk(mutabakat), içerme(tazammun) ve gerektirme(iltizam) olmak üzere üç farklı şekilde delalet ederler.
J.S.Mill’e göre ‘’özel adlar anlam ifade edici değildir, onlar adlandırdıkları tekil varlıklara delalet ederler; ancak bu tekil varlılklara ait herhangi bir sıfatı bildirmez veya ima etmezler’’.
Frege, özel bir adın delalet ettiği varlığın ötesinde bir anlam ifade ettiğini düşünür.Özel bir adın ifade ettiği anlamlar vardır ve bu anlamlar yoluyla bir terimin referansı belirlenir.Frege, hüküm bildiren bir cümleyi özel bir ad olarak yorumlar.
Betimleyici ve nedensel referans anlam kuramı:
Çağdaş felsefede Frege’nin ön ayak olduğu ‘betimleyici referans kuramı’nın belki de en temel aksiyomu anlamın referansı belirlediğidir. Çünkü Frege’ye göre, özel adların anlamları vardır ve bu anlamlar da referanslarını belirler.
Nedensel referans kuramına göre:
1-Özel bir adın referans zinciri bir adlandırmayla başlar,
2-Bir adı duyan, o adı duyduğu kimseyle aynı varlık için kullanmalıdır,
3-Referans zincirinde kopukluk, sapma olmamalıdır,
4-Referans mekanizması tarihsel ve toplumsal bir olgudur.
Ünite 7
HUKUK VE SİYASET FELSEFESİ
Hukuk felsefesi: Hukuk ilminin temel ilkelerinin, kavramlarının ve hukuk anlayışlarının mantık, bilgi ve değer nazariyeleri aracılığıyla felsefi olarak temellendirilmesidir.
Stammler hukuk felsefesinin şu üç meseleyle uğraşması gerektiğini söyler: Hukukun ne olduğu, hukuk ilkelerinin bağlayıcılıklarını neden aldığı ve kanun koyucuya hangi ilkelerin yol göstermesi gerektiği.
Radbruch’a göre hukuk felsefesi: Hukuki değerlerin belirlenmesi ile hukuk sistemlerinin kurulmasını konu alır.
Hukuk felsefesi tabiri ve disiplini Hegel tarafından ortaya çıkmış ise de, ismi yeni olsa da, felsefe kadar eskidir.
Hukuk felsefesi türleri:
a-Genel hukuk felsefesi: İnsanlığın hukuk ülküsü ve olgusunu dikkate alarak yapılan bir felsefedir.
b-Özel hukuk felsefesi: Belirli bir zamanda ve coğrafyadaki, yaşayan veya ölü, bir dinin ve kültürün hukuk felsefesidir.
c-Kişisel hukuk felsefesi: Bir filozofun veya bir hukukçunun hukuk anlayışı konu alınarak yapılan hukuk felsfesidir.
Hukukun doğuşuna neden olan, din, toplum ve doğadır.
Din: Manevi hukuk
Toplum: Türklerdeki ‘’Töre ve Yasa’’, Babil’de özgün ‘’Hammurabi Kanunları’’, Hindliler’in Upanişad ve veda kutsal metinlerinden ‘’vedik hukuku’’ oluşmuştur.İsrail Yahudi kavimlerinde ‘’Tora’’ yani Tevrat yasası oluşmuştur.Hristiyanlarda din adamlarının oluşturduğu ‘’Kanonik’’ hukuk ortaya çıkmıştır. İslam’da ‘’Fıkıh’’, Toplumlaşma insanlarda ‘’Irki’’ aidiyet fikrini doğurmuştur. Bu da bugünkü ‘’Medeni’’ hukuku oluşturmuştur.
Kanun: Hukukun, belirli normlar haline sokulması ve ihlallerinde cezalar öngörülmesi şeklidir.
Hak:
a-Tabii hak: Allah’ın insanlara ve diğer varlıklara yaratılışla verdiği haktır ki, genel anlamıyla varolma ve hayat hakkıdır.Bu hak verilmediği gibi devredilemez de. Ülküsel hukuk ve kanun bunu temel alır ve korunmasını sağlar.
b-Kanuni hak: Hukuk ve kanunların, adalet ilkelerine göre insanlara verdiği haktır. Bu hak yasalarla ve anayasalarla belirlenir.
İrade yetisinde dört temel hal vardır: a-Düşünme, b-duyma, c-isteme, d-yapma.
Hukuk felsefesi akımları veya mektepleri: Hukukun kökenleri olan din, toplum ve doğa anlayışlarından sadece birisini veya bir-ikisini veya üçünü birden temel alarak oluşturulan hukuki düşünme sonucu ortaya çıkan hukuk anlayışıdır.
a-Tabii hukuk: 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Hukuk felsefesi akımlarının en eskisidir ve bugüne dek varlığını koruyabilen en sürekli olanıdır.
1- Tabiat felsefesi tabii hukuku: Kuralları zaman ve mekâna göre değişmezdir.
Roma hukukçusu Çiçeron’un tabii hukuk kurallarından örnekler: Tanrı’ya karşı tapınma görevi; aile ve vatana karşı borcu; hizmet edenlere karşı saygı borcu; büyüklere karşı saygı ve onları ululama; haksızlığa karşı savunma hakkı; sözünde durma borcu.
2- Din felsefesi tabii hukuku: İlahi dinlerin oluşturdukları hukuk felsefesidir.Cezaları dünyevi olduğu kadar uhrevidir.
3- Hümanist tabii hukuku: İnsanın otonomluğuna ve insan aklının yanılmaz ve tek ölçü olduğuna inanmakla oluşturulan hukuk düşüncesidir.Doğrudan insan aklının eseridir.
Nitelikleri: Evrensel yasalar olarak takdim edilir, insanın olduğu her yerde geçerlidir; çünkü insanın doğasının değişmediği inancı vardır.Bunlara da uymak zorunludur; bu zorunluluk bizzat hukuk adına bir zorunluluktur.
İki temeli esas alır: Tabii hal( Aristonun insan toplumsal bir hayvandır dediği şey budur). ve toplum sözleşmesi
b-Tarihçi hukuk: Özellikle Almanya’da ortaya çıkan bu tarihçi hukukun ilk öncüsü, Friedrich Carl von Savigny’dur; onu Puchta ve Eichhorn devam ettirmişlerdir. Hukukun yerel ve yerli olmasını savunan hukuk anlayışıdır.
c- Sosyal hukuk: Sosyalizmin 19. yüzyılda ayrı bir disiplin olarak ortaya çıkması, hukuk anlayışalarının etkisiyle böyle bir hukuk anlayışı ortaya çıkmıştır.
d- Pozitivist hukuk: Özellikle Auguste Comte’un pozitivizminin etkisiyle oluşan bir hukuk anlayışıdır. Hukukun, doğrudan doğruya sosyal olayların kendisine dayanmadığını onlar arasındaki ilişkilere dayandığını savunur. Bir bakıma mevzuatçı hukuk olmasıdır.
İslam hukuk felsefesi: Kaynağı Allah (vahiy), Sünnet ve akıl;
Yapısal özellikleri:
1- Kaynağı ve temel esasları itibariyle evrensel ve mutlaktır; aynı zamanda şartlı ve durumsal (vazi) dır.
2-Hukuki normlarının seçenekliliği: Kurallar evrensel ve mutlaktır, fakat hukuki normlar kendinden seçeneklidir.
3-Hukuksal faili sadece insandır.
4-Dinamik ve devingen oluşu.
5-Muhakeme usulü
6- Bugünkü sorunlar
Siyaset felsefesi: İsim olarak Farabi’ye kadar ulaşır; bu tabiri ilk kullanan odur. Eski Yunan’da Eflatun ve Aristo, İslam dünyasında Farabi, Gazali, Maverdi, İbn Teymiye, İbn Haldun bu felsefeyle ilgilenmişlerdir.
1- Ülküsel siyaset anlayışı: Siyasal nazariyelerin en eskisi ülküsel(idealist) siyaset nazariyeleridir.
a- Tanrı krallığı siyaseti: Ortaçağda, ünlü hristiyan teoloğu St. Augustine’in ‘’Tanrı’nın Şehri’’ kitabı bu siyaset anlayışını dile getirir.
b- Hilafet: Sümerlerin, eski Türklerin ve Japonların ve özellikle Müslüman kelamcılar ve ulemanın anlayışları, hilafet siyasetidir. Hilafet, Allah veya Tanrı adına insanın yönetimidir.
c-Ülküsel manevi siyaset: Bu Eflatun ve Farabi başta olmak üzere ülküsel filozofların siyaset felsefesidir.
d-ülküsel materyalist siyaset: Bu siyaset Karl Marks ve Marksistler temsil eder.
2-Gerçekçi (Realist) siyaset anlayışı: Aristo ve İbn Haldun gibi düşünürlerin temsil ettiği anlayıştır. Siyasi düşüncelerin dini esas alıp almamasına bağlı olarak sınıflayan Maverdi ve İbn Teymiye’dir.
İbn Teymiye ‘’es-Siyasetu’ş-Şer’iyye’’ adlı eserinde siyaseti şer’i ve akli olmak üzere iki ayrı sınıfa ayırmıştır.
Devletin menşei:
İhtiyaç ve çıkar nazariyesi: İnsanların şehirleşmesi ve devletleşmesi, insanın bizzat kendi tabiatının toplumsal oluşu ve bunun doğurduğu ihtiyaçlar ve çıkarlar. Bunu Eflatun, Aristo ve Farabi gibi birçok filozof savunmuştur. ‘’İnsan toplumsal canlı’’ denmesi bunu anlatmak içindir.
Asabiye nazariyesi: İnsanların toplumsallaşması ve devlet haline gelmesini İbn Haldun, asabiye ile açıklamıştır.
Eflatun’a göre, devlet, birbirini tamamlayan hiyerarşik şu üç sınıflardan oluşur:
İdareciler: Bir reis ve onun yardımcıları. Ülküsel olarak reis filozof olmalı, Farabi’ye göre ise, reis peygamberdir.
Koruyucular: Askerler ve polislerdir. Bunlar da iyi eğitim görmüş erdemli kişiler olmalıdır.
Üreticiler: Bu ilk iki sınıfa dahil olmayan halk kitleleridir. Bunlar üretici olmalıdır.
--Özellikle İbn Haldun ‘’devlet insan gibidir, der. Devlet doğar, büyür ve nihayetinde ölür.
Eflatun’a göre devlet şekilleri:
1-Timokrasi: Devletin idareciler ve korucularla birlikte yönetilmesi, 2- Oligarşi: Devletin zenginlerin iktidarının yönetmesi 3- Demokrasi: Yönetimin bütün vatandaşlara ait olması, 4- Tiranlık: Tek bir kişinin devleti yönetmesi.
Eflatun’a göre ülküsel olan ve filozofun başkan olduğu yönetim şekli demokrasidir.
Aristo’ya göre en kötü yönetim şekli demokrasidir.
Farabi üstünlük sırasına göre devlet şekillerini:
1-Peygamberi irade, 2- Cumhuriyet, 3-Fasık yönetim (Oligarşi ve Tiranlık karşısı) 4-Cahil yönetim (Politi karşılığı),
Farabi’ye göre en iyi ve en ideal yönetici Hz. Muhammed’tir. Peygamber olmayacağına göre gerçekte ve idealde en iyi yönetim şekli Cumhuriyet’tir.
Farabi: Müslüman filozoflar arasında siyaset felsefesi yapan ve siyaseti felsefe olarak ele alan ilk ve son filozoftur.O’nun siyaset felsefesinin temelini varlık nazariyesi, harcını ahlak ve hukuk felsefesi, özünü ve meyvesini cumhuriyet ve mutluluk teşkil eder.Farabi’ye göre insanın devletten, devlet de insandan ayrı düşünülemezdi. Cahil, fasık, fazıl; insan, toplum ve devlet tanımları vardır. Farabi’ye göre evrensel devletin adı ‘’Mille’’dir. Farabi’ye göre siyaset en yüce bir sanattır.
Hegel’in siyaset felsefesi: Hegel’in bütün felsefesi, adeta onun tarih felsefesidir. En çok üzerine durduğu üç mesele vardır. Devlet, bireysel özgürlük ve sivil toplum örgütleri.’’Ruhun fenomenolojisi’’ adlı eserinde İsa’nın yeniden ve Hıristiyan olarak döneceğini söyler.Devlet, yani Gerçek Devlet Hegel’e göre Mutlak Ruh’un nesnel tezahürüdür.Hegel’in ‘’Panlojizm’’ dediği tanrısal akıl veya Logos olan Hıristiyanlığın tecelli öğretisini kavramakla olabilir.Hegel’e göre tarihi yapanlar tarihi anlarlar, tarihi anlayanlar da tarih yaparlar. Hegel’e göre özgürlük yasaya itaattir; yasaya ve devlete itaat eden irade özgürdür.Bireysel özgürlük, toplumsal ödevle örtüşmelidir. Hegel’e göre aile digergamlıktır,devlet, evrensel digergamlıktır, devletin bağı ise, akli vatanseverliktir. Hegel daha çok Hobbes’a yakındır.
Marks’a göre insan maddi şeylere kavuştukça bilinçlenecektir.
Fukuyama gibilerine göre tarihin sonuna ulaşılmıştır.
Liberal demokrasi: Fukuyama’ya göre ‘’Soğuk Savaş’’ sona ermiştir dolayısıyla varsayılan Demokrasi Komünizm tezi ve antitezi sona ererek Liberal Demokrasi olan senteze ulaşmıştır.
A.Smith, ’’Pazar Ekonomisi’’ denen iktisadi liberalizm veya liberal kapitalizm düşüncesini oluşturmuştur.
Nietzsche’ye göre ‘’Tanrı’nın Sonu’’ gelmişti; o ‘’Tanrı’nın öldüğünü’’ söylüyordu ya da daha doğru bir ifadeyle Batı kültür ve siyaseti ‘’Tanrı’yı öldürdü’’ denmek istiyordu. Artık ‘’Üstün İnsan’’ tanrı olmalıydı vs saçmalıklarını söylemiştir.
Varlık, bilgi ve değer alanlarında rasyonel, objektif, tutarlı ve şumullü düşünmektir.
ÜNİTE 8
İLKÇAĞ FELSEFESİ
Antik doğu felsefesi: İlk felsefi düşünceler bu bölgede ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bu bölge dinlerin de ortaya çıktığı yerdir.
--Bergson, ‘’Geçmişte bulunduğu gibi bugün de ilimsiz, sanatsız, felsefesiz toplumlar bulunacaktır. Fakat dinsiz toplum asla.’’
Antik Yunan felsefesi: Kaynağını, İranlılardaki büyücüler, Babilonyalılar, Keldaniler, Hintlilerdeki Gynosophisteler, Keltlerde ve Galyalılarda din adamları oluşturur. Yunan felsefesinin ortaya çıkmasını, gelişip yayılmasını, batı Anadolu kıyılarında koloniler kuran İonia’lılar sağlamışlardır. Doxograflar belirli tek bir felsefe problemini ele alır ve bu problemle ilgili çeşitli filozofların görüşlerini kanaatlerini tasvir eder. Doxografların başında Aristoteles bulunur.
Kozmolojik devir:
1- Milet Mektebi: Fizikçiler ismiyle tanınan bu akım Batı Anadolu’da Balat köyünün bulunduğu yerde kurulmuş olan Milet şehrinde ortaya çıkmıştır. Filozofları, Üçtür:
Thales: Antik 7 bilgeden biridir ve Yunan felesefesini başlattığı konusunda görüş birliğine varılmıştır. Thales’e her şeyi bilen anlamında sofos ünvanı verilir.Thales’a göre her şeyin aslı sudur.Bu nedenle Thales materyalist panteisttir.
Anaximanduos: Thales’in öğrencisidir.Buna göre her şeyin aslı apeiron’dur. Arche olarak kabul edilen aperion, belirsiz, sınırı olmayan, sonsuzluk gerçekliğin ilkesidir. Dünya bir silindir gibidir. Hayatın kaynağı sudadır. Güneş ekliptiğinin eğriliğini ortaya koymuştur. Antik Yunan’da ilk defa tabiat üzerine yazılmış bir yazı hazırlamıştır.
Anaximenes: Arche’si hava’dır. Dünya, hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer. Yalnız canlı varlıklat ruh sahibidir.’’Çakılı Yıldız’’ deyimini kullanmış ve ay tutulmasını antik Yunan dünyasında ilk defa doğru açıklamış ve ilginç bir deprem kuramı ortaya koymuştur.Eserleri ‘’Tabiat Hakkında’’ismini taşır.
2-İtalya Mektebi:
Pythagoras (Fisagor): Kurduğu mektebe İtalyan Mektebi denir. Tenasuha (ruh göçü, reenkarnasyon) inanırlar.Onlara göre insan bu dünyada suç işlemiş, aşağılık bir hayat sürmüş ise, ölümden sonra bir hayvan, hatta bir bitki şaklinda ortaya çıkabilir. Bu nedenle Pythagorascılar et ve bazı sebzeleri (özellikle baklagilleri) yemezler. Kanlı kurbanlar kesmezlerdi. Üçgen bağıntısı (Pythagor) ve irrasyonel sayıları bulmuşlar. Telli musiki aletleriyle de uğraşmışlardır. Arche’si sayıdır. Antik Yunan dünyasında ilk defa bunlar, dünyayı küre şeklinde düşünmüşlerdir.
Bağımsız filozoflar:
Xenophanes (Ksenofanes): Şiir ve derin düşünceden felsefeye geçmiştir. Eserine ‘’tabiata dair’’ unvanı verilmiştir.O’nun Tanrı kavramı , aynı zamanda panteisttir. Kabul ettiği arche (ana unsur) topraktır.
Herakleitos: (Tabiata Dair) isimli eseri üç kısma böler: Fizik, teoloji, politika. Esas fikri, evrensel oluşumdur. Her şey geçip gider. Hiçbir şey var değildir, fakat her şey oluş halindedir. Alem sürekli bir oluş ve akış halindedir.Ateş Herakleitos’un archesidir.
3- Elea Mektebi: Habercisi olarak Xenophanes anılmaktadır. Parmenides felsefenin asıl kurucusudur. Zenon ve Melissos öğretiyi savunan okulun diyalektikçileridir.
Parmenides: İki alem kabul eder. Görünüşler alemi ve Gerçek alem. Gerçek olan şey, varlığın bir olduğu ve var olduğudur. ‘’Varlık vardır. Var olmayan şey yoktur’’ sözü onun bütün düşüncesinin esasını teşkil eder. Düşünce ve varlık aynı şeydir. Antik Yunan dünyasının, çelişmezlik prensibini kullanan ilk ve gerçek mantıkçısıdır. Yunan Mantık ve Diyalektiğinin babasıdır. Felsefi fikirlerini şiir halinde yazmıştır.
Zenon: Varlığın birliği ve hareketsizliği düşüncesini savunur.
Bağımsız filozoflar:
Empedokles: Değişmeyen dört unsur kabul eder. Bunlar: Su, hava, toprak ve ateştir. Bunları iki güç hareket ettirir: İtme gücü olan Kin(Hain) onları ayırır; çekim gücü olan Aşk onları yaklaştırır.
Atomcu Mektep:Cisimciklerle ilgili felsefenin, bu çağdaki belli başlı iki temsilcisi, Leukippos ve Demokritostur.
Atom nazariyesine göre, atomlar ezeli, ebedi, bölünmez ve sayılmazdırlar. Sonsuz şekillere sahiptirler; boşlukta rastgele hareket ederler; birbirleriyle birleşerek tabiatın farklı cisimlerini meydana getirirler.Bu sistemde her şeyin ilkesi şu iki şeydir: Atom, boş mekan ve hareket.
Demokritos: Atomların üç sıfatı vardır: Sertlik, şekil ve büyüklük. Atomlar renk, ses, sıcak ve soğuk gibi sıfatlardan yoksundurlar.Alemde mekanik bir zorunluluğun hakim olduğunu savunur. Demokritos’un atom nazariyesi, Mu’tezile kelamcılarından Ebul-Huzeyl ile el-Nazzam, sonra da Eşari kelamcılarından Bakıllani tarafından alınıp değişik sonuçlara götürülmüştür.
Antropolojik devir:
Sofistler: Sofistin asıl anlamı, bir sanatta çok başarılı olan, herhangi bir alanda öne çıkmış bir adam, bir işin ‘’üstadı’’ demektir.
Protogoras: İnsan her şeyin ölçüsüdür.Yunan dünyasında ilk defa, müzekker, müennes ve neutre kelimeleri ortaya koyan filozof Protogoras, gremer ve mantığı zenginleştirmiştir.
Gorgias: Eserinin ismini ‘’Tabiat Üzerine Yahut Varolmayan Üzerine’’ şeklinde koyan filozoftur. Ona göre Varlık yoktur. Eğer Varlık var olsaydı, o bilinemeyecekti. Eğer bilinseydi, bilgi başkasına iletilemeyecekti. Bu düşünceleriyle Gorgias bilimin imkanını yok etmeye çalışıyor.
Sözleşme nazariyesi: Savunucuları Protagoras ve Antiphon’dur.
Kuvvet Nazariyesi: Savunucuları Thrasymachus ve Callicles’tir.
Sokrates: Düşüncelerini iki öğrencisi Xenophon ve Platon’dur. Sokrates hakkında bilgi
« Önceki ::