Kızıl Sultan'ı kim, niçin uydurdu ?

25/12/2008 · Kategori: TARIH

KIzIl Sultan'I kİm, nİçİn uydurdu ?


           
Bazı kimselerin yayınlanan bunca vesikaya rağmen, günümüzde hâlâ, Sultan İkinci Abdülhamid Hân hakkında "Kızıl Sultan " tabirini kullanabilmeleri, böylesine korkunç bir hak ve hakikat kalpazanlığından utanmamalarının sebebi, bize en çok sorulan suallerden biridir. Devamlı sorulmaktadır: " Kim, niçin uydurmuştur bu "Kızıl Sultan" tabirini?.."

            "Kızıl Sultan" tabirinin kim tarafından niçin uydurulduğunu incelemeden evvel hemen kaydedelim ki, bu tabir, yurdumuzdaki Ermenilerin ne yapmak istedikleri ve nasıl çalıştıklarını tespit yönünden mühimdir!... Bu mühim hususu görgü şahidinin şahadetiyle gözler önüne serelim. Sultan İkinci Abdülhamid Hân devrinin ünlü Mâbeyn Başkâtibi Tahsin Pasa hatıratında der ki:

            "... Ermeni ayaklanmalarında Ermeni papazlarının büyük rolü olduğunu ve kiliselerin ibâdetten ziyade fesad ve şekavete hizmet ettiklerini haber almıştık. Ancak Ermeni ihtilalcileri bazı elçiliklerin de yardımıyla o derece mahirane tertibat almışlar, silah ve komitacılar, memlekete sokmak hususunda öyle yardımlar te'min etmişlerdi ki, ipucu bulmak mümkün olamıyordu. Nihayet bir gün, yine kendi aralarından te'min ettiğimiz bazı kimseler bize bu silahların Beyoğlu’nda Ermeni kilisesinin duvarında saklı olduğunu haber verdi.

            Bunun üzerine Zaptiye Nâzırına emir gönderildi, bir heyet marifetiyle kilise basılarak duvar yıkıldı, silah deposu meydan çıktı!.. Bir ibadethaneyi eşkıya sığınağı haline sokan Ermeni ihtilalcilerin bu fesad ve ihaneti elçiliklerden çağrılan kimselere gösterildi ve hemen bir zabit tutuldu. Ermeni komitacıları, en ziyade Londra'da efkâr-i umumiyyeyi aleyhimize tahrik etmekte ve bilhassa nüfuzlu İngiliz kadınlarının yardımlarından istifade eylemekte olduklarından Türk dostu Sir Arshmitt Bartlet'in vasıtasıyla bu, kilisede çıkan silahlar Londra'ya gönderilerek Parlamento'nun yanında teshir ve bu suretle bize karşı uyandırılan gayz ve gazabın mecrası değiştirildi."

             Mâbeyn Baskâtibi Tahsin Pasa böyle kiliseyi silah deposu haline getiren Ermenilerin bu mel'anetinin Londra'da teshir edilmesi "bize karşı duyulan gayz ve gazabın mecrası değiştirdi" diyor ama, İngilizler'deki bu değişiklik, gözler önüne serilen acı gerçeğe rağmen geçici olmuş, İngilizler kısa bir zaman sonra yine Ermenilerin haklarından bahsetmeye başlamışlardır!.. Ve İngilizlerin bu tutumu o devrin olayları içinde tabiidir!...

             Sultan İkinci Abdülhamid Hân devrinde faaliyetlerini böyle kiliseyi silah deposu haline getirecek derecede arttıran Ermeniler yıllar boyu yer yer isyanlarla Doğu-Anadolu'yu bir Ermeni yurdu haline getirmek için çalışmışlarsa da, Abdülhamid Hân siyasî dehasıyla mel'aneti önlemiş, Doğu Anadolu'yu Ermeni tecavüzünden kurtarmış ve iste bu hizmeti dolayısıyla kendisine bize düşman ser kuvvetlerce "Kızıl Sultan" unvanı verilmiştir!...

            Doğu Anadolu'yu elde edebilmek için mel'anetlerini nerelere kadar götürdüklerini bir görgü şahidinin şahadetiyle yukarıda kaydettiğimiz Ermeniler, korkunç bir demagoji ile uzun yıllar, Müslümanlar Hristiyanları katlediyorlar (!) propagandasına ile devrin büyük devletlerinden birinin müdahalesini te'min için her yola başvurmuşlardır!... Doğu’daki Müslüman köyleri yağmalanmış, yakılıp yıkılmış, Müslümanlar türlü işkenceyle öldürülmüş ve hattâ müslüman kılığına bürünen Ermeniler kendi kardeşlerini öldürmüş ve sonra dışarıdaki yoldaşları vasıtasıyla yürütülen propaganda basari kazanarak, bazı büyük devletlerin "Ermeniler katl olunuyor!..." bahanesiyle Babiâli'yi protesto edebilmeleri te'min edilmiştir!...

               Sultan İkinci Abdülhamid Hân büyük devletler arasındaki rekabetten istifade ile dışarının bu müdahalesini boşa çıkardığı gibi, aldığı isabetli tedbirlerle de yer yer patlak veren Ermeni isyânlarını basstırmasını bilmiştir!... 1894 yılında Muş ve Siirt civarındaki Sason'da ayaklanan Ermeniler daha sonra Diyarbakır isyanını başlatmışlarsa da her iki isyanda Abdülhamid Hân’ın yumruğunu yiyerek büyük zayiat verip geri çekilmişler ve bu mağlubiyetten hemen bir yıl sonra, bu kere 30 Eylül 1894 (30.09.1894, M.F.) Pazartesi günü ayaklanmışlar, fakat netice alamamışlar, 1896 yılının 26 Ağustos (26.08.1896, M.F.) Çarşamba günü yine İstanbul’da başlattıkları isyanda Osmanlı Bankası’nı (Osmanlı Bankası başka bir hikaye, M.F.) basmak, Babıâli’yi, tüneli havaya uçurmak, bazı elçiliklere tecavüzle Avrupa devletlerinin müdahalesini te'min etmek etmişlerse de, Abdülhamid Hân, emrindeki "Yıldız İstihbarat Teşkilâtı" vasıtasıyla isyanı evvelden haber almış ve o gün Bankayı basan Ermeniler, hakları (!) verilmediği, yani, Doğu Anadolu kendilerine bırakılmadığı takdirde Bankayı havaya uçuracakları tehdidini savurup bu arada bir kaç bomba da patlatmışlar, fakat alınan tertibatla cümlesi ellerindeki silah ve bombalarla yakalanmışlardır!...

                Patrik Izmirliyen idaresindeki bu isyan daha sonra Ermeni mahallelerinde intikal etmiş ve Sultan İkinci Abdülhamid Hân’ın bu asi Ermenilerle mücadelesi pek basit olmuştur!... Sakalını değirmende ağartmayan Sultan İkinci Abdülhamid, devam ede gelen Ermeni isyanlarının içyüzünü bilmektedir!... İsyanı Avrupa devletlerinin müdahalesine meydan vermeden bastırmak isteyen Abdülhamid Hân askeri ve polisi kışlalarına çektikten sonra limandaki hamallarla sivil halktan gönüllülere kalın sopalar dağıttırmış ve bunları katiyken ateşli ve kesici âlet kullanmamak şartıyla Ermeniler üzerine göndermiştir!... Müslümanlar ellerindeki kalın sopalarla yakaladıkları Ermeninin hesabini görmüşler ve iki üç gün sürdükleri bu             Ermeni avı ile hedefe varıp 1905'teki meşhur bomba vak'asına kadar Ermenileri sindirememişlerdir!...

              Bütün bu işer olup biterken Avrupa devletleri Ermeni meselesini yine körüklemişler, Ruslar yukarıdaki sopalı olayı protesto ederken, İngilizler bir ara donanmalarıyla Çanakkale önlerine kadar gelmişlerse de, Abdülhamid Hân’ın siyasî dehasıyla aldığı tedbirler önünde geri çekilmeye mecbur olmuşlardır!...

              Sultan İkinci Abdülhamid Hân böyle aldığı tedbirlerle Devlet-i Aliyye'nin varlığı ve bekası yolunda çalışırken, düşmanın şerrinden kurtulamamış ve Fransız tarihçisi Albert Vandal, Ermeni isyanlarını bastırmasını bilen Abdülhamid Hân'a kan dökücü manasına "Le Sultan Rouge" demiş, bizdeki gafiller de bir Hristiyanın Ermeni menfaatleri uğruna uydurduğu bu tâbiri "Kızıl Sultan"'a çevirerek Abdülhamid Hân hakkında kullanmaktan utanmamışlardır!...

               Talihin ne garip cilvesidir ki, ömrü boyunca kan dökmekten kat'iyyen çekinen Sultan İkinci Abdülhamid Hân, içimizden yetişen gafillerce "Kızıl Sultan" diye anılmış ve yanlış bir maarif politikasıyla mekteplerde evlatlarımıza böyle tanıtılmıştır!...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

TARİH YALAN SÖYLEMEZ...

17/12/2008 · Kategori: TARIH






Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ALMANLAR - FRANSIZLAR VE OSMANLI

17/12/2008 · Kategori: TARIH

Almanlar - FransIzlar ve OsmanlI

   19.yüzyılda Almanya'nin Mülhaym sehrindeki Ren nehrinin bir yakasinda Almanlar, öbür yakasinda da Fransızlar oturuyordu.

    Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kismina geçip mahsulün tümünü toplayip götürüyorlardi. O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çikaramiyorlardi tabi.

    Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanina durumu yazip, imdat istemekte bulurlar. Mektupta söyle demektedir:"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarin.Asker gönderin.Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani saglayin."

    Çöküs faslina girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen padisah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanir.

   Saskina dönen Almanlar, çuvali alip mektubu okurlar: "Fransızlar korkak adamlardir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek  yoktur.Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kafidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin. Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolastirin. Karsidan gören Fransızlar için bu kafidir."
     Bag bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kiyafetini kapisirlar.Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kiyafetinde, nehirkiyisinda dolasmaya baslarlar. Ertesi gün, karsidan gelen haber,Almanlarin sevinç çigliklari atmalarina sebep olur:"Osmanlılardan imdat geldigini düsünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kisimlara dogru kaçmaktalar.Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermistir."

     Bu olay,Mülhaymlilarin gönüllerinde taht kurmustur.Giydikleri yeniçeri kiyafetlerini, daha sonra Mülhaym'a bagli Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Sehrin en yüksek binasina da Osmanlı bayragi asarlar.Ayrica,halen olayin yildönümünde de sehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.

    Bu olay Osmanlı’nın sadece bir yeniçeri kiyafetiyle Almanlari Fransızlarin elinden ve talanindan nasil kurtardigini gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadir...

    Bir de simdi ki Türkiye ye bakin, bizi ne hale getirmisler.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Adnan Menderes'in son mektubu

17/12/2008 · Kategori: TARIH

Adnan Menderes'in son mektubu

Adnan Menderes'in idamindan biraz önce bir asker vasitasiyla gizlice Giyaseddin Emre'ye gönderdigi asagidaki mektup, yakin tarihimizin iç yüzünü ortaya koyan sayisiz belgelerden biridir.

"Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdügünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes, hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığımız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme karar-i metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yasayan kahraman efendilerinizce acaba söyleyebilecek misiniz ? 

Sunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine de 1950'de kurtarabilirdim. Dirimden Korkmayacaktınız. Ama simdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes'in ölümü sizi ebediyete kadar takib edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen merhametim sizlerle beraberdir.

(Bu sözler, Adnan Menderes tarafından bir aracı ile Giyaseddin Emre'ye ulaştırılmıştır. Belge tarafimiza Giyaseddin Emre tarafından verilmistir. Öteki Menderes, s. 75)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ABDULHAMİT HAN'IN İL İL PETROL HARİTASI

17/12/2008 · Kategori: TARIH

AbdÜlhamİt Han'In İl İl petrol harİtasI

II. Abdülhamit'in yaptırdığı petrol rezervi çalışmasına göre, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Hakkâri illerinde rezervler tespit edilmiş. İşte il il raporlaştırılan Güneydoğu'nun petrol yatakları:

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nce basılan "Osmanlı Döneminde Irak" isimli kitapta II. Abdülhamit döneminde maden mühendisi Paul Groskoph'a yaptırılan petrol araştırmasının raporları ve haritaları yayımlandı. Musul, Kerkük, Bağdat ve Erbil'de gösterilen petrol yataklarının yanı sıra Diyarbakır, Mardin, Bismil, Siirt, Hakkâri gibi bugün Güneydoğu Anadolu sınırları içindeki petrol yatakları da tespit edilmiş.
Bundan tam 106 yıl önce Sultan II. Abdülhamit, Hazine-i Hassa'dan, yani padişahın şahsi malından ödenek çıkararak geniş kapsamlı bir petrol rezervi çalışmasına girilmesi için emir verdi. Sultan'ın kendi parasıyla yaptırdığı çalışmada yabancı ve yerli mühendisler yer aldı. Musul ve Bağdat çevresinde, Dicle ve Fırat nehirleri havzasında petrol taraması yapıldı. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi, çalışmalarını 22 Ekim 1901'de Sultan II. Abdülhamit'e rapor olarak sundu.

Dağlardaki petrol
Yakın zamana kadar içeriği hakkında pek fazla bilgi sahibi olunmayan "Sultan'ın petrol haritası", Güneydoğu Anadolu illerinde de petrol bulunabileceğini gösteriyor. Haritayı hazırlayan heyet, Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca önemli petrol rezervleri belirlediklerini belirtiyor.
Heyetin başkanı Paul Groskoph, petrol noktalarını tek tek gezerek tespit ettiklerini aktarırken, takip ettikleri güzergâhı da isimlerine kadar raporda anlatıyor. Groskoph, Hakkâri, Bingöl, Siirt dolaylarında ve Dicle Nehri kıyısında zengin petrol rezervlerinin bulunduğunu kaydediyor.
Dicle Nehri kıyısında suların yükselmesi nedeniyle bazı noktalarda yeterli araştırmayı yapamadıklarını da raporuna ekleyen Groskoph, nehrin kıyısı dışında, Dicle'nin kıyı şeridi boyunca uzayıp giden yüksek dağlarda da petrol bulunduğunu kaydetmiş.
Yine de o dönemin teknik imkânları açısından 900 metre yükseklikteki bu dağlardan petrolün çıkarılmasının zorluğuna değinerek, aynı zamanda bu yüksek dağlardan petrolün taşınmasının maliyeti artıracağına dikkat çekiyor.

Bitlis Çayı kıyısı

Güneydoğu Anadolu'nun tamamı ve Doğu Anadolu'nun bir bölümünü kapsayan petrol haritasında Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Botan Çayı etrafı, Batman Çayı etrafı, Dicle bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Habur, Fındık, Cizre, Habur Çayı etrafı, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkâri'de (Çölemerik) önemli petrol yataklarının bulunduğu kaydediliyor.

Petrol araştırmaları buralarda yapıldı

İşte Musul ve Bağdat havalisinde Dicle-Fırat nehirleri havzasında yapılan petrol araştırmalarının yerlerini gösteren harita ve il il liste:

İŞTE O YERLER:

1 Diyarbakır
2 Mardin
3 Bismil
4 Hazro çayı
5 Sinan
6 Batman çayı
7 Dicle
8 Midyat
9 Bedran
10 Bitlis Suyu
11 Tulan
12 Siirt
13 Botan Çayı
14 Habur
15 Fındık
16 Cizre
17 Dehuk
18 Zaho
19 Habur Çayı
20 Çölemerik (Hakkâri)
21 Ahmediye
22 Bisan
23 Alkuş
24 Akra
25 Büyük Zap
26 Revanduz
27 Musul
28 Karakuş
29 Nemrut
30 Küçük Zap
31 Erbil
32 Köysancak
33 Altınköprü
34 Şargat
35 Hamrin Dağı
36 Kerkük
37 Taşhurmatı
38 Tavuk
39 Karadağ
40 Süleymaniye
41 Karadağ
42 Aksu
43 Tuzhurmatı
44 Kefri (Salahiye)
45 Deli Abbas
46 Tikrit
47 Samarra
48 Haso Çayı
49 Narib Suyu
50 Diyale Suyu
51 Ramadi
52 Felluce
53 Mendeli
54 Bakuba
55 Kâzımiye
56 Bağdat
57 Museyyeb
58 Hılle
59 Kerbela
60 Hit
61 Fırat
62 Anah
63 El-Kadim
64 Ebu Kemal
65 Meyadin

·  Irak'ta Osmanlı'nın şefkat izleri
Başbakanlık Devlet Arşivleri'nin hazırladığı “Osmanlı Döneminde Irak” kitabı, Osmanlının imar ve bayındırlık çalışmalarına verdiği önemi plan ve belgelerle gözler önüne serdi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::