İSLAM TARİHİ VE MEDENİYETİ-3

Ünite 5

Zimmiler:Gayri Müslimlerden cizye vergisi ödeyip hür tebaa statüsünde bulunanlara denirdi. fethedilen bölgelerde daha önce bulunan Kıptiler, Nalbatlar,Rumlar ve İranlılar ve diğerlerinden oluşuyordu. 

Şuubiye : Arap gurubuna karşı olan veya Arap olmayanları Arapların üstünde telakki eden veya genellikle Arapları hor görüp küçümsenmeyen gurup idi. Bu akım mensupları bütün Müslüman unsurların eşit olduğunu savundukları için kendilerine ELHÜ’T-TEVSİYE yani eşitlikçi adını vermişlerdi.

Arapların diğer milletlere üstün olduğunu ispat için eserler kaleme almışlardır. Mesela İbn Kuteybe, Tafdilül-Arap adlı bir eser telif etmiştir.

İslam ümmetine dahil çeşitli etnik unsurların üstün yönlerine dair eserler kaleme alınmıştır. Mesela Cahiz, Fezailül-Etrak (Hilafet ordusunun menkıbeleri ve Türklerin faziletleri) adlı eserler kaleme alınmıştır.

Abbasi döneminde sosyal hayat belirgin sınıflara ayrılmıştır.

1-Havas sınıfı: başta halife ve yakınları olmak üzere başlangıçta mevali ve özellikle İranlı ailelerden daha sonrada Türklerden oluşan yöneticiler, diğer eşraf ve ileri gelenlerden ibaretti.Eşraf ise halifenin mensup olduğu Haşimi ve özellikle Abbasi ailesi mensupları, sonra sair kureyş ve diğer Arap aristokrat ailelerden oluşuyordu.

2-Avam sınıfı: farklı etnik gruplara mensuptu, bunlar başta çeşitli sanat ve ticaret erbabı, tarım işlerinde çalışanlar olmak üzere muhtelif meslek ve iş kollarında faaliyet bulunanlardı. Bunlardan ulema, edipler, fukaha, sanat ve ticaret erbabı gibi özel bir sınıf oluşturanlardı.

İslamın gelmesinden sonra Hıristiyanların yaşadığı topraklarda daha önceden teşkilatlanmış Nesturi, Yakubi, Melkit kiliseleri İslam hakimiyetine girmiş oldu.

Yahudiler din eğitimini BET HA MİDRAŞ’da verirken, okuma-yazmayı Bet ha SİFR’de veriyorlardı.     

İslam aile yapısının İslam medeniyetine katkıları:

1-Medeniyetin temeli olan değerlerin geliştirilmesini ve nesilden nesile aktarılmasını sağlamıştır.

2-Sosyal ve siyasal istikrara yardımcı olmuştur.

3-Ekonomik faaliyetlere ve dayanışmaya kaynaklık etmiştir.

4-İçten ve dıştan gelen yıkıcı etkilerin en az zararla atlatılmasını temin etmiştir.

5-Temel eğitim ahlaki eğitim, sosyalleşme ve sorumluluk kazanma aile içinde gerçekleşmiştir.

6-Bazı aileler medeniyetin banisi ve taşıyıcısı olmuşlardır.

Abbasi halifesi Mansur Devlet adamlarına ve hanedan mensuplarına sırtında “Feseyekfikehümüllah ve Hüves-Semiul-Alim ayetinin yazılı  olduğu siyah renkli elbiseler giydirmiştir. Halifenin huzuruna girebilmek için SEVAD adı verilen siyah bir cübbe giymek gerekirdi.

İlk Bayram namazı musallada Hicretin 2. yılında kurban bayramında Zilhicce ayının onuncu günü kılınmıştır.

Birr: güzel ilişki, güzel yaşayış, güzel ahlaklı, olmak, azgınlık ve kötülükten kaçınmak, Allah yolunda infak, iyiliğe, kurtuluşa ve doğruya giden yol, namaz ve zekat gibi ibadetler, iman ve ibadet esasları, ruhi, felsefi, ahlaki üstünlükler gibi anlamlara gelmektedir.

Takva: itikadi, ruhi ve ahlaki faziletler, Allahın ahkamını yüceltmek, affetme, hoş görmek,adalet, hak ve doğruluk, mal ve canla cihad, yeryüzünde azgınlık ve fesat çıkarmamak, Allahtan korkmak, kalbi Allaha yöneltmek, muhtaç ve yoksullara yardım etmek ahde vefa  göstermek gibi anlamlara gelmektedir.

İslam medeniyetinde sosyal dayanışmada önceliğe sahip olanlar “yakınlara öncelik” ilkesi esastı.

Hisbe Teşkilatı: Emir bil Maruf Nehiy anil Münker prensibi tarihte HİSBE adı verilen kurum tarafından yerine getirmiştir. 

Farabi eğitim ve araştırmaya konu olan ilimleri beş ana başlık altında toplamıştır.

1-Dil ilimleri : Lügat, Sarf, Nahiv, Yazı, Şiir 2-Mantık

3-Matematik ilimleri : Aritmetik, Geometri, Optik, Musiki,Astronomi, Kaldıraçlar

4-Fizik, metafizik

5-Medeni ilimler: Ahlak,Siyaset, Fıkıh, Kelam

Nakli (şeri dini)ilimler: Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam ve Tasavvuf

Akli (felsefi/Hikemi) ilimler: a)Nazari ilimler: İlahiyat, Riyaziyat (matematik) ilimleri, Tabiiyat (fiziki) ilimler, b) Ameli ilimler: Ahlak ve Siyaset

Osmanlı devletinde ulema (ilmiye) grubu, seyfiye (askeri bürokrasi), mülkiye (sivil yüksek bürokrasi) ve kalemiye (memurlar) ile birlikte devletin dört temel unsurundan birisini oluşturuyordu.


İKİNCİ BÖLÜM

ÜNİTE 6

İslam tarihinde, paranın karşılığı olarak Sikke terimi kullanılmıştır. Sikke denilince, altın, gümüş ve bakır gelir. Altın paraya dinar, gümüş paraya dirhem, bakır paraya ise fels denmektedir. İslamiyetten önce Araplar iran, Roma, Bizans ve Yemen sikkeleri kullanılmıştır.

++ İslamiyetten sonra Emevi Hükümdarı Abdülmelik zamanına kadar Bizans dinarı ve Sasani dirhemi tedavülde kalmıştır.

++ İlk olarak Muvahhidler kare şeklinde sikke kesmişlerdir.

++ İran Moğolları hükümdarlarından Geyhatu zamanında Çav denilen bir kağıt para basılmış ve tedavüle sokulmuştur. Gazan Mahmut zamanında bu banknotlar tedavülden kaldırılarak yeniden madeni sikkeye dönülmüştür.

Osmanlılarda Para birimi; Akçe idi. İlk Osmanlı akçesi Osman bey zamanında basılmıştır. Mahalli paralarda kullanılıyordu, Mısırda Pare, Doğuda İran parası Şahi, Kırımda kefevi akçe, Eflak-Boğdan, Erdel, Macaristanda  Penz, kullanılıyordu. Osmanlılarda ilk defa Sultan Abdülmecid zamanında kağıt para basılmıştır.

En yaygın ağırlık ölçüleri: Rıtıl’dır. Bir rıtıl 16 ukiyye, bir ukiyye ise, Doğuda 125 gr, Endülüste 31.48 gr. Çekmekteydi. Bir kasap rıtılı (rıtıl cezzari) 64 ukiyye gelmekteydi. Daha büyüklerine de Kıntar denirdi ve 100 rıtıla tekabül ediyordu.

++ Altın ve gümüş gibi değerli madenleri, ilaçların tartılmasında Miskal (4,72 gr), Dirhem (3,148 gr), Kırat (0,212 gr) ve Habbe gibi birimler kullanılmıştır.

++ Hububat ölçüsü esas itibariyle Müd (0,75 litre), Sa (3 litre), İrdeb (24 sa), Kafiz (60 rıtl), Fenika ve Kadeh (30 rıtl) ile yapılmaktaydı.

++ Zeytinyağı  gibi sıvı maddeler, Sumun (2,25 rtl), Kulle (27 rtl), Cabiye (20 rub), Kıst (1/2 liter) ile ölçülmektedir.

++ Uzunluk ölçüsünde Zira kullanılırdı. Bunun alt birimleri Şibr, Kabza idi.

Beytül Mal: Hz.Peygamber zamanında zirai ürün türünden olan bazı devlet gelirlerinin Mescidin bitişiğindeki Meşrebe veya Hizane adlarıyla anılan bir odada muhafaza edildiği bilinmektedir. Bilali Habeşi, Hz.Ömer, Ebu Ubeyde ve Muaz b. Cebel bu ilk beytülmalın sorumlularıydı.

Beytü’l Mali’l -hassa:  Halifeye ait özel malların, onun kendi servetinin idaresi için bu aldı taşıyan divan kurulmuştur.

Beytü’l Mali’l-amme : Devlete ait malların toplandığı hazine için bu ad kullanılmıştır.

++ Memlüklerde sultanın şahsi malları, Divan-ı has isimin taşıyan ayrı bir divan tarafından idare ediliyordu. Başında bulunan kimseye Nazır-ı has denirdi.

++ Osmanlılarda devlet hazinesine dış hazine, yani Hazine-i Amire veya Birun denirdi.

++ Sultanın hazinesine ise iç hazine veya Enderun Hazinesi denmekteydi.

Müslüman Devletlerindeki Belli başlı gelir kaynakları

1-Zekat  : Bu gelirin nerelere harcanacağı Tevbe suresini  60. Ayetinde belirtilmiştir.

2-Haraç: Müslüman hakimiyeti altında yaşayan gayri Müslim tebaadan alınan toprak vergisinin adıdır. Haraç vergisini ilk başlatan Hz. Ömerdir. Haraçtan gelen geliri Devlet başkanı  kamu yararı gördüğü gerekli yerlere harcama yetkisine sahipti. Cizye de denmektedir. Toplama şekline göre ikiye ayrılır

a)Harac-ı Vaizfe-Harac-ı Muvazzaf: Müslüman yönetici, ekilebilir arazinin durumuna ve ürünün cinsine göre belirli bir vergi koyar, ekim veya hasat yapılmasa dahi bu vergi alınırdı.

b)Harac-ı Mukaseme: Arazinin miktarı ne olursa olsun, mahsulün dörtte bir, beşte bir gibi belli bir oranının alınmasından ibaretti.

Bir bölgenin haracı, Mütekabbil (mültezim) denilen kişilere ihale edilirdi. Bu uygulama Emeviler tarafından başlatılmıştır.

++  İhşidiler döneminde harç ödemeyi, durduran halk, orduya saldırmış ve Fatımileri Mısırı istila etmeye çağırmıştır.

3- Cizye: Esas itibariyle Müslüman devletlerin tebaasından olan gayri Müslimlerin din, can ve mal güvenliğine kavuşturulmalarına karşılık ödedikleri baş vergisinin adıdır. Bazen haracur-re’s (baş vergisi) ve cizyetül-arz (toprak vergisi) şeklinde haraç kelimesiyle eş anlamlı olarak da kullanılmıştır. İslam tarihinde cizye bir “Baş vergisi” olarak kasdedilmekteydi.

++ Emeviler beltül malın azaldığı gerekçesiyle Zimmilerden de cizye almışlardır. Ömer b. Abdülazizin halifeliği zamanında kaldırılmış, daha sonra tekrar alınmaya başlamış. 739 da Emevilerin Horasan Valisi Nasr b. Seyyar tekrar mühtedilerden cizye alımını iptal etmiştir.

Osmanlılarda ise: 1856’da Islahat Fermanı, Osmanlı tebaasında eşitlik ilkesini getirdiği için cizye vergisine son vermiştir.

4-Humus:Savaşta düşman askerlerinden elde edilen taşınabilir ganimetin devlet hakkı olarak alınan beşte birlik kısmını ifade etmektedir. Gayri menkullerin nasıl bir işleme tabi tutulacağı Enfal 41. Ayetti dikkate alınarak yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara harcanmaktaydı.

5-Uşur: Gayri Müslimlerin ithal ettikleri ticaret mallarından alınan gümrük vergisidir. Zimmilerden %5, zimmi olmayanlardan % 10 oranında alınmaktaydı.

Toprağın Statüsü

Öşür Arazisi: Bunlar Müslüman ahaliye ait mülk arazilerdi. Devletin bu araziler üzerinde hiçbir tasarrufu ve mülkiyet hakkı yoktu. Medine, Mekke, taif, Yemen, Endonezya bu arazilere örnektir.

Haraç Arazisi: Savaş olmaksızın antlaşma yoluyla  cizye ödemeyi kabul eden Müslüman hakimiyetine giren gayri Müslimlerin arazileri ile savaş yoluyla Müslüman hakimiyetine alınmış gayri Müslimlere ait arazilerdir.

Savafi: Fetihler esnasında sahibi belli olmayan, mülkiyeti kimseye ait bulunmayan, sahipleri savaş esnasında ölen veya kaçan kimselere ait topraklar ele geçirilmekteydi. Bu topraklara denir. Bunların mülkiyeti devlete geçmekteydi, nasıl kullanılacağına devlet başkanı karar verirdi. Genelde mülkiyeti devlete kalmak şartıyla ikta edilirdi.

Araziyi Mevat (ölü Toprak); Hiç kimsenin tasarrufunda olmayan boş arazilerdir. Osmanlı döneminde savaşla hakimiyet altına alınmış savafi ve ölü toprakların tümü Miri arazi adı altında toplanmış ve bunların mülkiyeti devlette kalmak üzere dirlikler şeklinde işletilmesi sağlanmıştır.

Araziyi Mevkufe: (vakıf Arazisi);

a)Araziyi mevkufe-i sahiha: Mülk olup da malikleri tarafından vakfedilen arazilerdir. Gerçek vakıf arazileri denmektedir.

b)Arazi-i Mevkufe-i Gayri sahiha: (Tahsisat kabilinden vakıf):Devlet başkanı veya onun adına yetkili olan bir idareci tarafından mülkiyeti beytülmale ait, gelirlerinin bir hayır cihetine tahsis edilmesidir.

İktalar: Devlet başkanı veya onun adına yetki kullanan merci tarafından bazı taşınmaz malların mülkiyet, işletme yahut faydalanma hak veya imtiyazlarının ya da bir bölgenin vergi gelirlerinin uygun görülen kimselere tahsis edilmesini belirten bir kavramdır.

İktaul-İstiğlal: İsyanlar yüzünden ordunu masraflarını ödeyemez hale gelmesi üzerine, bir kısım üst düzey memur ve komutanlara maaş yerine bazı arazilerin haracı toplama yetkisi tanınmasına denir.

Divanul –iktai’l-vüzera; Zamanla yaygınlaşan bu iktaların idaresi için halife Muktedir-Billah zamanında bu isimle bir divan kurulmuştur.

Askeri iktalar: Abbasilerin ikinci döneminde başlayan, Eyyubiler ve Memlüklerde devam ettirilen bir çeşit iktadır.

Tımar; Osmanlı uygulamasında üç kısma ayrılır. Senelik geliri 20.000 akçeye kadar olan topraklar Tımar  adı altında toplanıyordu

++ 20.000-100.000 akçe arası geliri olan bölgelere Zeamet,

100.000 den fazla geliri olan topraklara da Has denir.

Osmanlı tımar sistemi, Bizans ve balkanlardaki feodal yapılar son vermiş, bu suretle toprağa bağımlı yarı köle statüsündeki Hıristiyan Serfler, Osmanlı toplumunun özgür köylüleri haline gelmişler, bunun Osmanlıların ve İslamın balkanlarda süratle yayılmasında önemli katkısı vardır.

ÜNİTE 7

SİYASİ KURUMLAR

1-Halifelik:

++ Hz. Hasan 661 yılında Muaviyeye halifeliği devretti 680 yılına kadarki bu durum “birlik yılı” olarak anılmaktadır.

++Abdulmelik ile birlikte, veliahtlar yazılı olarak önceden tayin edilmeye başlanmış, biat merasimi ikinci planda kalmıştır.

++ Halifetullah ünvanı Emevilerin ilk döneminden itibaren benimsenmiş ve kullanılmıştır.

++ Abbasi hilafeti, Abbasoğullarından Muhammed b. Ali’nin liderliğinde başlayan ihtilaf hareketlerinin749 yılında Emevileri bertaraf edip, Ebul-Abbas Abdullaha biat edilmesiyle başlamıştır.

++ Abbasi hilafetinin gerçek kurucusu Mansur’dur.

++ Mu’tası Türklerin desteğiyle halife oldu, ordusunu büyük bir kısmını da Türkler oluşturuyordu.

++ 925’te Şii Büveyhilerin Bağdatı işgaliyle Abbasi hilafetinde yeni bir dönem başlıyor ve Abbasi halifeleri siyasi bir otorite olmaktan çıkıyor, sadece dini bir lider olarak kalıyorlardı.

++ 969’da Kuzey Afrikada İsmaili hareketinin başka bir kolu olan Fatımiler Peygamberin gerçek takipçileri olduğunu iddia ettiler. Böylece  Abbasi hilafetinin dini liderliği de tehdit altına girdi. Türk asıllı Büveyhi komutanı Arslan Besasiri Bağdatta yönetimi ele geçirerek Fatımiler adana hutbe okutması Sünni olan Selçuklu, hükümdarı Tuğrul Beyi harekete geçirdi ve Bağdata giderek Abbasileri Şii hakimiyetinden kurtardı, halifeye itibarını iade etti. Halifeye hil’atler giydirdi, kılıç kuşattı ve melikül meşrik vel-mağrib diye hitap ederek ona rüknüd-din ve kaimü emiril müminin unvanlarını verdi.

++ Osmanlı sultanları da I.Muraddan itibaren halife unvanını kullanmışlardır.Yavuz sultan selim,mısırı fethiyle Padişah hadimül-haremeyniş-şerifeyn unvanını kullandı.

2-Vezirlik : Vezirlik kurumu gerçek anlamda Abbasiler ile birlikte ortaya çıktı. Bu göreve ilk olarak Ebu Seleme Hafs b.Süleyman el-Hallalın veziri Ali Muhammed olarak Ebul-Abbas es-Saffah tarafından getirildiği bilinmektedir.

++ Abbasiler döneminde vezirler, görev ve yetki alaları açısından ikiye ayrılmıştır, Tefviz veziri (tam yetkili), Tenfiz Veziri (Yetkileri sınırlı vezirlir)

++ Fatımiler, tefviz (tam yetkili) vezirliğe sadece Müslümanların getirilebileceği ilkesini bozmuşlar, Behram el-Ermeni adındaki bir Hıristiyanı tefviz veziri (tam yetkili ) tayin etmişlerdir.

++ Fatımiler dönemi vezirleri,Mustansır dönemine kadar büyük çoğunluğunun “erbab-ı aklam” denilen ulema ve katip sınıfında idiler.

++Endülüs Emeviler devletinde ise vezir, bazen “vezir”, bazen “hacib” bazen “zül-vizareteyn” kelimeleriyle ifade ediliyordu.

++ Gaznelilerde hükümdardan sonra gelir ve Hace-i Büzürg adı verilirdi.

++Selçuklularda da vezirlik, sultanlıktan sonra gelen yüksek bir makamdı, Mensur-ı vezaret denilen bir fermanla tayin edilirdi. Selçuklularda vezirler genelde iran asıllı idiler.

++ Osmanlılarda vezirlik; ilk defa Orhan gazi zamanında kurulan divan teşkilatının başına vezir unvanlı bir kişinin getirilmesiyle başlar. Osmanlılarda ilk vezir, ulema sınıfından olan Alaaddin Paşadır. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar kullanılan “veziriazam” tabiri bu dönemden itibaren yerine “sadrazam” deyimi kullanılmıştır.  

3-HİCABET ; hacib, bir kişinin bir yere girmesine engel olan kimse, kapıcı anlamına gelmektedir, emevliler döneminde hacibin görevi sadece görevlileri ve ziyaretçileri halifenin huzuruna çıkarmaktan ibaret değildi. Haciblik, Abbasi hilafetinde ve Endülüs Emevi devletinde başlanğıçtan beri mevcut olan bir görevdi, Tolunoğulları devletinde, idari teşkilatta hacibler vardı.

++ Endülüs Emevilerinde Haciblik; mülki idarenin başında bulunup, hükümdarın emriyle onun bütün yetkilerini temsil eden en büyük emir anlamında kullanılmıştır.

++ Samanilerde hacib; yüksek rütbeli bir emirdi. Başhacib hem sayrın amiri hem de ordunun başkumandanıydı.

++ Karahanlılarda ulu hacib; hükümdar ve vezirden sonra gelen en büyük makama sahipti. Elçilerle ilgilenmekte hacibin göreviydi

++ Büveyhilerde haciblik; askeri bir rütbe idi,

++Gaznelilerde; ordunun başkumandanı hacibi büzürg idi

++ Büyük Selçuklularda; büyükhacib (hacibi büzürg) vezirden sonra gelen en yüksek makam sahibiydi

++ Türkiye Selçuklularında; Hacibe emir unvanı verilmiş, daha sonra “melikul-hüccab” tabiri kullanılmaya başlanmıştır.

++ ilhanlılarda ; hacib askeri sınıfa mensuptu ve “mabeyinci” olarak hizmet ediyordu

 İDARİ KURUMLAR

1-DİVANLAR : Hz.Ömerin Fey gelirlerini dağıtmak için kurduğu teşkilatın adına divan terimi kullanılmıştır.

++Emeviler döneminde; Şamdaki Divanül-Harac merkezi divan oldu ve “ed-Divan” olarak adlandırılmaya başlandı. ++Muaviye b.Ebu Süyan döneminde; Divanur-Resail şekillendi. Her mektup veya dokümanın orjinalinin kontrol edilip mühürlenerek gönderilmesinden sonra bir kopyasının çıkartılıp saklanacağı Divanül-Hatemi kurdu. Bunlara ilavetin Divanül-Ata(beytül mala intikal edin fey gelirlerini halka ve askere dağıtmakla görevli daire), Divanül-Cünd(ordu dairesi), Divanül-Berid(posta ve istihbarat işleri ile ilgili daire) kurmuştur.

++Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan divanlarda, tıraz ve sikkelerde Arapçalaştırma politikasını başlatan halife olmuştur.

Abbasi döneminde divanlar hem çeşit hem sayı bakımından çoğalmıştır

a- Divanül-Harac: beldelerde devlet gelirlerini tahsil eden, bu gelirleri, beldenin ihtiyaçlarına harcayan artan para ve malları merkezdeki divana gönderen daire

b-Divanüd-Dıya; Savafi denilen devlet arazilerinden şahıslara ikta edilen ve geçimlik olarak verilen arazilerin öşrünü toplamakla görevli daire,

c-Divanüz-Zimam; Devletin gelir ve giderlerinin teftiş ve muhasebe işleriyle ilgilenen daire

d-Divanül-Cünd, ; ordu dairesi

e-Divanül-Berid; Posta ve istihbarat işeri ile ilgili daire

f-Divanün-Nafakat; Hilafet sarayı başta olmak üzere, görevli memurların maaşını ödeyen, devlet adına, dairelerin ihtiyacı olan çeşitli malzeme ve eşyayı satın alan hilafet merkezinin tüm ihtiyaçlarını gideren daire,

Divanür-Resail, Divanül-Mezalim,Divanuş-Şurta, Divanül-Ata belli başlı divanlardır.

++Eyyubiler döneminde; devlet işlerini yürüten Divanül-İnşa, Divanül-Ceyş, Divanül-Mal adıl 3 büyük divan ve bunlara bağlı daireler vardı. Divanül İnşa(devlet ideresinde bürokrasinin merkeziydi. Posta ve muharebat işlerini düzenlenmesi ve Divanül-İnşanin görevlerindendi.

++ Büyük Selçuklularda; Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı Divanı-Ala denilen büyük divan Divanı –İnşa , Divanı-Istifa, Divanı-İşraf, Divanı Arz ve Divanı Beridden oluşur.

++ Türkiye Selçuklularında; Divanı Ala,başta vezir olmak üzere naib-i Saltana, atabeğ.müstevfi, pervane, tuğrai, müşrif gibi üyelerden oluşmaktadır. Her iki devletin divanında müşterek olarak müstevfi, tuğrai ve müşirf varır.

++Endülüste; Divanül-Ceyş adıyla beytülmalden kendilerine maaş ve atıyye tahsis edilen askerlerin kaydedildiği defter anlamında kullanılmıştır. Resmi yazışmaları yürüten Divanür-Resail vel-Kitabe ile, mali işlerle ilgilenen ve gelir giderleri kontrol eden Divanül-Harac vel-Cibayat adlı divan mevcuttur.

++Osmanlılarda; Divanı hümayun, devlet işlerine bakan meclisin adıdır. Ayrıca Divanı-Asafi, Ayak Divanı ve Cuma Divanı da bulunur.

2-VALİLİK;

Valilik 3 kategoride ele alınmıştır.

1-İmareti istikfa; Halifenin normal şartlar içerisinde, herhangi bir dayatma olmaksızın bir şahsı vali olarak tayin etmesidir.

2-İmareti İstila ; Daha ziyade, merkeze uzak şehirlerde, halifenin izni ve bilgisi dışında yönetimi, zor kullanarak ele geçiren, idareye hakim olduktan sonra da halifeye haber göndererek tayinini talep edip bu yolla vali olunmaya deniyor.

3-İmareti Hassa; Halifenin, valinin görevlerini, askeri tertibi, toplumun idaresi, çevrenin korunması, din ve diyanettin muhafazası gibi konularda sınırlandırması.

++ Gaznelilerde bir eyalette idari teşkilatın üç  önemli unsuru mevcuttu; Sivil, Askeri, Adli. Sivil idarenin başındaki görevliye “Sahibi Diyan” adı verilir.

3-BERİD; Emevi ve Abbasi devletlerinde postaya “berid” adı verilirdi. Kelime olarak, tatar, postacı, ulak, sai gibi anlamlar iade etmektedir.

++ sistemli postacılığın ilk defa Emevilerde, Muaviye ile birlikte başladığı kabul edilmektedir.

++ Dört Halife döneminde berid teşkilatının görevi, sadece halifelerin emirlerini vali ve amillere, onlardan gelen haberleri de halifeye iletmekti.

++ Muaviye döneminde, bu teşkilat istihbarat ile görevliydi

++ A.bbasilerde; merkezin vilayetler ile haberleşmelerini düzenleyen ve her tarafta olup biten işerli ve özelikle büyük memurların hal ve hareketlerini kontrol ederek merkeze bildirmek görevi ile sorumlu Divanül-berid adlı bir kurum vardı.

++ Büyük Selçuklularda;sultan Alp Arslan berid teşkilatını kaldırmıştır.

++ Eyyübiler ; Bu kurum muhafaza edilmiş, haberleşmede güvercin ve gemilerden faydalanılmıştır.

++ Osmanlıda haberleşme teşkilatı önemli idi, bu teşkilatın bünyesinde “uluk ve tatar” atı verilen kimseler tarafından yürütülürdü

4- ŞURTA: Halife veya valilerin emniyetinin sağlanması, düzenin korunması, suçluların yakalanması ve buna benzer toplumun huzur ve güvenliğini sağlayan idari görevlerde istihdam ettiği askerdir. Hz.Ali döneminde ihdas edilmiş, “Sahibüş-Şurta” da denir.

HUKUK KURUMLARI

1-KADILIK; İlk defa memur tayin edilen halife Hz.Ömerdir. O ,Ebu Derdayı kendisi ile birlikte Medine, Şureyb b. Haris el-Kindiyi Kufe, Ebu Musa el-Eşariyi Basra, Osman b.Kays b. Ebul-Ası da Mısır kadılıklarına getirmiştir.

++Abbasiler ülke genelindeki bütün kadıların üstünde bir “kadıl-Kudatlık” kumru meydana getirmiştir.

++Endülüste kadıl-kudat gibi bütün kadıların idaresinden sorumlu olan ve adına “Kadıl-Cemaa” denilen bir kişi bulunmaktaydı. Endülüste hükümler Maliki mezhebine göre verilmekteydi.

++ Osmanlılarda; ilk kadı Osman gazi tarafından göreve getirilen Dursun Fakihtir.

2-MEZALİM; Günümüzde temyiz mahkemesi görevini yapar ve daha ziyade yüksek devlet görevlilerinin, nüfuzlu kişilerin, harac memurlarının devlet aleyhine veya halka karşı işledikleri suçlara yahut onlarla ilgili şikayetlere bakardı.

++ Emevi halifesi Abdülmelik b.Mervan, mezalim davalarına bakmak için ilk defa belli bir gün tayin etmiş, halledemediği meseleleri kadısı ibn idirs el-Ezdiye havale etmiştir.

 

Osmanlılarda Mezalimin görevleri; (Divanu Humayun ) adıyla oraya çıkmıştır.

1-Valilerin halka yaptıkları zulümler

2-Haraç memurlarının mükelleflere karşı işledikleri suçlar ve hatalar

3-Mali divanlarda gelir-gider, kayıt ve hesaplarıyla uğraşan memurların yolsuzlukları

4-Devletten maaş alanların maaşlarını geciktirmesi ve ya eksik ödenmesiyle ilgili şikayetlerin incelenmesi

5-Yönetici veya nüfuzlu kişilerin gasb ettiği mallarla ilgili şikayetlerin incelenmesi

6-Vakıfların denetlenmesi

7-Hisbe memurlarını aşan davlar,

8-Cemaat olarak yerine getirilen ibadetlerle ilgili meseleler

9-Kişiler arası bazı ciddi ihtilaflar

10-Hakimlerin infaz edemedikleri davları karara bağlamak

3-HİSBE; İyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek amacıyla kurulan bu kurumun başında muhtesip, ihtisab emini, ihtisab ağası gibi isimlerle anılan görevli bulunurdu. Hisbe ve muhtesip “Sahibüs-suk”,”Amilus-suk” (Pazar zabıtası) tabirleri kullanılmaktadır.

ASKERİ KURUMLAR

Emevi ordusu şu kısımlardan oluşur

1-Merkezde bulunan ve doğrudan halifeye bağlı olan muhafız kuvvetleri

2-Vilayetlerde üslenen kuvvetler,

3- Hudud garnizonlarda üslenen kuvvetler

4-Yardımcı kuvvetler

++ İslam dünyasındaki ilk donanmanın kurulmasında Muaviye b. Ebu Süfyanın teşkil ettiği donanma olmuştur.

++ Harun Reşid zamanında Mutasından itibaren muhafız birlikleri Horasan ve Ferganada, İranlılardan ve Türklerden meydana geliyordu. Türk birliklerinin hilafet ordusunda rütbeler onlu sisteme göre ayarlanmıştır. Buna göre Arif(10)askere, Halife(50), Nakib(100), Kaid(1000) , Emir(10.000) askere komuta ediyordu.

++ Selçuklu ordusunun en büyük komutanına Sipahsalar denmektedir. Selçuklu ordusu doğrudan sultana bağlı bulunan “Gulamanı-saray” , Her an emer hazır bekleyen “Hassa Ordusu” ile melik, vezir ve vali gibi ileri gelen devlet büyüklerinin askerleri ile Selçuklu hakimiyetinin kabul etmiş hükümetlerin askerlerinden kurulu idi.

Kapıkulu askeri: Hıristiyan çocuklarının kısa bir süre Türk terbiyesi ile yetiştirilerek askeri bir sınıf oluşturmasıdır.

Yeniçeri ocağı; Bizzat padişahın hizmetine ait yaya kuvvetlerinden olan bu askeri birlik, I.Murat zamanında kurulmuştur. III. Selim Bu teşkilatın yerine Nizamı Cedidi kurmuştur. II.Mahmut tarafından da yeniçeri ocağı  Vakıa-Hayriye adı verilen bir kararla ortadan kaldırılmıştır. Bunun yerine Asakiri Mansurei Muhammediye adıl yeni bir ordu kurmuştur.

Kitap satış evleri, Abbasi devletinin kuruluş devresinde ortaya çıkmıştır.

İlki Bağdatta olmak üzere 1067 de medreselerin kurulması İslam eğitim-öğretim tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

Osmanlı Medreselerinde; Ulumi Aliye denilen kelam, mantık, belagat, lügat, nahiv, matematik, astronomi, felsefe,tarih ve coğrafya gibi ilimlerin yanında kuran ilimleri, hadis ve fıkıhta okutulmuştur.

++Osmanlılarda ilk Darul Tıb; Yıldırı Bayezıd tarafından bursada kurulmuştur.

++Kariler ve cami hizmetlileri; ilk Darul Kurranın Bursada Yıldırım Bayazid Darul Kurrasıdır.

4-FÜTÜVVET; gençlik,kahramanlık, cömertlik anlamına gelir. Küçük birlikler halinde yaşayan çeşitli sosyal,etnik ortamlardan gelen her türlü aile bağı meslek bağı ve kavim bağı dışında kalarak bir adara sadakat ve arkadaşlık bağlarıyla yaşayan kişiler olarak geçer. Dönemin tarihçileri bunları; fityan, ayyar, rind, şatır isimleriyle anlatmaktadır.

Abbasi halifesi Nasır/-Lidinillah fütüvvet müessesesini kendine bağlamak suretiyle onu devletin resmi bir kurum yapmıştır. Anadoluda ahilik teşkilatının gelişip yaygınlaşmasında etkili olduğu tahmin edilmektedir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !